4/3/2009 ·
Vatan borcu ödenmez bir hakikattir amma
Vatan borçlu kalmıştır Erzurum'a daima!
" Bir cümbüş yerinde değil bir serhad beldesindeyiz, şark tarafından ne vakit bir harp patlarsa devlet hemen bağırırdı : " Aman kahraman Erzurum! " Amana zamana lüzum yok; madem ki kahramandır, balını yapan arı gibi o da kahramanlığını yapacak. Kahraman, her harpte yapacağını yaptı ve devlet her harp bitince kahramanı unuttu. Kan akıtmak, Erzurum en önde; imar etmek, Erzurum çok uzakta. Vatana olan borcun hiç bir vakit sonu olmaz; fakat bu serhad beldesi vatana borcundan ziyade vatandan alacaklıdır."
İsmail Habib SEVÜK, Yurttan Yazılar ,
Kültür Bakanlığı Yayınları: 799;
Sevinç Matbaası; Ankara; 1987; s. 343.
İTHAF
BU SİTE ERZURUM HALKI ADINA, ERZURUM'UN RUS İŞGALİ ALTINDA BULUNDUĞU 1916 - 1918 YILLARI ARASINDA, TÜRK HALKINA MADDİ VE MANEVİ OLARAK YARDIMA KOŞAN AZERBAYCAN BAKÜ CEMİYET-İ HAYRİYYESİ NAMINA ERZURUM'A GELEN, RUS İŞGALİ SIRASINDA ERMENİ ÇETELERİNİN ERZURUM HALKINA KARŞI YÜRÜTTÜKLERİ İNSANLIK DIŞI BASKI, SİNDİRME VE YOKETME POLİTİKALARI KARŞISINDA ERZURUM HALKININ YANINDA GÖĞSÜNÜ GERE GERE DİMDİK DURAN VE NE YAZIK Kİ YİNE BU İNSANLIKTAN BİHABER ERMENİ ÇETELERİ TARAFINDAN BALTALARLA KATLEDİLMİŞ OLAN, AZERBAYCAN'IN VE TÜRKLÜK'ÜN UNUTULMUŞ, YİĞİT VE KAHRAMAN EVLADI GENCELİ SEYİDOF'UN VE ARKADAŞLARININ AZİZ HATIRALARINA İTHAF EDİLMİŞTİR.
AMAÇ
BU SİTENİN HAZIRLANMA AMACI ERMENİ DÜŞMANLIĞI YAPMAK DEĞİLDİR. ERZURUM YAKIN TARİHİNDE YAŞANAN VE NE YAZIK Kİ KAMUOYU VE HALKIMIZ TARAFINDAN YETERİNCE BİLİNMEYEN DERİN ACILARI HATIRLAMAK VE HATIRLATMAKTIR.
YAPILAN ÇALIŞMALARIN BU BAKIŞ AÇISIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ ÖNEMLE RİCA OLUNUR.
Erzurum evladı,
atalarının geçmişte yaşadığı, tarihe kanla yazılmış elim hadiseleri öğrenmeyi,
hatırlamayı ve gelecek nesillere aktararak unutturmamayı,
damarlarında taşıdığı asil kanın gereği bir vatan borcu addeder.
4/3/2009 ·
VİLAYATİ ŞARKİYYE
MÜDAFAİ HUKUUKI MİLLİYE CEM’İYYETİ
ERZURUM ŞU’BESİ’NİN (İLK) BEYANNAMESİ’DİR.
İlca’ati ahval dolayısıyla, beş sene devam eden Umumi Harb’e sürüklendik. Tali’i harb, her türlü mahrumiyyetlere rağmen, fevkalbeşer fedakarlıkların en büyüğünü yapan Milletimiz’e gülmedi. Sahnei siyasetteki mağlubiyetimiz sebebiyle, en Meşru Hukuukumuz’a tecavüz edilmek isteniyor. Bu haksızlıkların en büyüğü, Vilayat-ı Şarkıyyemiz üzerinde Ermeniler’in, hukuki hakimiyet iddia eylemesidir. Ermeniler muntazam bir teşkilatla, Avrupa ve Amerika’da Propagandalar yaparak, bu iddialarını ism’aya ( duyurmağa ) çalışıyor; ve Bizi, Mileli Muhtelife hakkında irtikabi i’tisafat eylemekte, itham ediyorlar.
Vilaya-ı Şarkıyye’nin biz cüz’i mühimi olan Vilayetimiz, tarihinin pek az bir ziya ile münevver bulunduğu günlerinde bile, Türk Aşiretleri’nin bir cevelangahı olmuş(tur). Ve İslamiyet ilk zuhurunda nurunu buralara kadar göndermiştir. Selçukiler ise, buralarda muazzam İslam hükümetleri teşkil ederek, Türk harsını ve İslam medeniyetini hakim kılmışlardır. Bu toprakların hakiki sahiplerinin kimler olduğunu, memleketin her tarafında tesadüf edilen Çifte Minareler, Kümbetler gibi abidat-ı diniye ve milliye, pek sarih bir lisanla, yarının hükmünü verecek olan hakimlere ifade etmektedir.
Ermenilerin iddiaları ise, harsi ve medeni hiçbir eser bırakmayan ve tarihin henüz pek karanlık günlerinde, milliyet derecesini bulamayan Ermeni derebeyliğine istinat ediyor ki, batıldır. Eğer Ermeniler, nüfusi umumiyetin vaz’iyyetini hakim kılmak istiyorlarsa, İslam nüfusunun külli bir kısmının mektum bulunmasına rağmen hiçbir zaman Vilatyat-ı Şarkiyye’de Ermeni nüfusu yüzde onbeşi tecavüz etmemiştir.
Binaenaleyh Ermeniler, bu iddialarını ilmi, mantıki, akli hiçbir esasa istinad ettiremezler. Bahr-i Muhit’in ( Atlas Okyanusu’nun ) öte tarafından ( Amerika’dan ) yükselen ve Umumi Harb’in açtığı yaralara şifakar bir sargı mahiyetini alacak olan Sadayi Hak ( 8.1.1918’de Başkan Wilson’un ilan ettiği 14 maddelik Barış Programı / Wilson Prensipleri ) bu Memleketler’de Türk’ten başka bir Millet’in hakkı hakimiyetini tanımayacaktır.
İcabati harbiyye dolayısıyla Hükümet-i Sabıka’nın ( İttihadcılar’ın, vatandaşımız olan ) Ermenilerin ( Anadolu’ya saldıran Rus Ordusu’na yardımcı olma, Van Şehri’ni onlara teslim etme, “Gönüllü Taburları” kurarak, Rus ordusu yanında, silahsız İslamları kırma; telgraf hatları ile köprüleri bozup yıkma gibi davranışlarını durdurmak ve ) yaptığı propaganda tesiriyle ( onları, Devlet korumasıyla Kuzey Suriye’ye göndermek üzere 27 Mayıs 1915 tarihli “Sevkıyyat Kanunu” ile yapılan göçürme ) Tehcir’den, Avrupa, Türk Milleti’ni mes’ul tutmak istiyor. Halbuki Milletin bunda, küçük bir hissei mahcubiyyeti bile olmadığı gibi; tehcir edilen Ermeniler, efradi Millet(imiz)in nakdi ve sair mu’avenetlerine mazhar olmuşlardır.
Bu hakikat, kendilerinin işhadı ( tanıklığı ) ile de, isbat edilebilir.
Buna mukabil, ( 1917 Kasım başlarında Bolşevikliğin tesiriyle, erlerinin çoğu birliklerinden dağılıp, evlerine dönen ) Rus Ordusu’nu istihlaf eden ( onun kadrolarını doldurup, idaresini ele alan ) Ermenilerin Müslümanlar’a karşı yaptıkları şenaetler ise bir hak olarak tanınmak isteniyor!
Binaenaleyh, “ müsta’inen bir bi-Tevfikıhi Ta’ala ( Yüce Tanrı’nın yardımıyla ) Memleketimiz’de bir şubesini teşkil ettiğimiz Vilayat-ı Şarkıyye Cemiyyeti, bu Memlekette’ki Hukuukı Tarihiyye ve Milliyyemizin muhafazası ile beraber; Tehcir esnasında yapılan sui mu’amelatta, Millet’in kat’iyyen medhaldar bulunmadığı; ve emvallerinin Rus istilasına kadar muhafaza edildiği; buna mukabil, ( çekilen Rusların yerine geçen silahlı Ermeniler tarafından ) Müslümanların, pek gaddarane harekata maruz kaldığı, ve hatta, hilafi emir, Tehcir’den alıkonulan bazı Ermenilerin, ( komşuları Tüklerden ) bazı hamilerine karşı reva gördükleri ( vahşi ) muamelatı, müdellel vesaikle Alemi Medeniyyet’e arz ve iblağa; ve Memleketimiz’e karşı dikilen enzari ihtirası, hükümsüz bırakmağa çalışacaktır.
Ahvalin lüzum ve ehemmiyetini müdrik bulunan Vilayet Ahalisi’nin intihabı ile bu vazifeyi deruhde eden Cemiyyetimizin, icraatında, muvaffakıyetini, Allah’dan dileriz.
9 Mart 1335 ( 1919 )
Mühür
Vilayat-ı Şarkıyye Müdafa’ai
Hukuukı Milliyye Cem’iyyeti
1335
Erzurum Şubesi
NOT : Parantez içindeki ifadeler KIRZIOĞLU’na aittir.
KAYNAKLAR:
1 – Fahrettin KIRZIOĞLU; Bütünüyle Erzurum Kongresi; Kültür Ofset; Ankara; 1993; s.10-11.
2 – Cevat DURSUNOĞLU; Milli Mücadelede Erzurum; Dergah Yayınları Erzurum Kitaplığı : 5 ; İstanbul; 1998; s. 123-124.
4/3/2009 · Kategori: Siirler
ERZURUM’A KİM KIYDI
Hüseyin KUTAN
Yıl 1915….
Ocak ayı.
Mevsimlerden zemheri…
Bir ordu var…
Ellerinde mavzerler…
Yüreklerinde iman..
Ve aşık oldukları bir vatan…
Yer Sarıkamış dağları…
Kimsenin esir alamadığı bir ordu.
Fakat bu kez esir bu ordu.
Zalim bir kış..
Zalim bir mevsim…
Ve soğuktan şehit olan 90 bin beden.
Kar üzerlerine örtülen kefen…
1 yıl sonra..
Urus Erzurum’da..
Ve vahşet ve kin ve tuzak…
Erzurum’a yardım çok uzak…
Fakat bir yiğit var şimdi Erzurum’da…
Daha 22 yaşında…
Gence’nin karayağız balası…
Adı Seyidov…
Beyaz bir at üzerinde..
Belinde çift piştov.
Göğsünde Turan ateşi…
Bakü İslam Cemiyeti Hayriye’si mümessili.
Azerbaycan’ın yiğit ve gür sesi…
Seyidov Erzurum’a geldiğinde,
Bir mektup var elinde.
Mektupta yazılı olanlar ise şöyle:
Asırlardır ayrı düştük sizinle.
Azerbaycan Türkler’i Rusların elinde.
Bir zamanlar bizim başımızdaki felaket
Bugün sizin üzerinizde.
Zaman gelecek…
Bölünen bu harita tekrar birleşecek.
Size bir vekil ve iaşe gönderdik.
Eğer düşmanlarınız size bir an olsun yan bakarlarsa
Seyidov’a malumat veriniz.
O zaman bir milyon Azerbaycanlı yiğidi
Oraya göndeririz...
Fakat oyun başka..
Ermeniler şimdi Erzurum'da...
Yapıyorlar planlarını.
Kırıyorlar Erzurum’un
Çift başlı kartalının kanatlarını.
Haneler basılıyor,
Ameleye ihtiyacımız var diyorlar.
Erkekleri evlerden alıp
İstasyona götürüyorlar
Bebekler istasyondan dönecek
Babalarını bekliyor,
Kadınlar kocalarını.
Analar evlatlarını..
Fakat bu bekleyiş nafile.
Yanıkdere yanık bir türküdür Erzurum'un kalbinde.
Vahşet Erzurum’un her köşesinde.
Evler,haneler,resmi daireler verilmiş ateşe.
Ermeniler Dervişağa mahallesinde
Baskın var sinsice, şerefsizce
Ezirmikli Osman ağanın ve Mürsel beyin evlerine...…
Yüzlerce insan doldurulmuş.
Ve evler ateşe verilmiş kahpece.
Analar evlatlarını sarmalamış,
Kocalar kadınlarını.
Feryat var gök kubbede.
Büyük bir ağıt.
Allah’ım bu zulme sen ol şahit.
Kavakkapı,
Boğazlanan yüzlerce insan.
Ve hamile kadınlar…
Karınları yarılmış,
Bebeleri çıkarılıp süngüye asılmış.
Daha 12 yaşında bir kız çocuğu.
Yer Gürcükapı camii duvarı.
Daha 12 yaşında.
Kulaklarından duvara çakılmış.
Ben size ne yaptım diyor…
Ne yaptım ben size?
Kuşlar uçuyor..
Yok yok kuşlar kaçıyor..
Onlar bile bu vahşete seyirci olamıyor.
Taşmağazalar…
Bir adam ve karısı.
Yanlarında üç yavrusu.
Hepsi el ele tutuşmuş.
Bir mağazanın penceresine
Boğazlarından asılmış.
Mahallebaşı farklı mı sanki
İşte yine bir dükkan.
Üç erkek dört kadın.
Birde küçücük bir oğlan.
Ellerinden çivilenmiş,
Bu yetmemiş birde karınları deşilmiş.
İki parçalanmış beden.
Birinin adı Seyyit diğerininki Rüstem.
Bedenleri bir kazanın içinde pişirilmiş.
Yeğen ağada Ferit beye verilmiş.
Parasını sonra alırız diyerek
Tenekeler evin içine itilmiş.
Erzurumlulara kardeşlerinin eti yedirilmek istenmiş.
Yer Yeğenağa mahallesi.
Şeyh Ahmet efendinin hanesi.
Ateşe verilen tam dörtyüz elli kişi.
Hacı Ahmet hanı işte.
Ortasında hanın büyükçe bir direk.
Keşke bu vahşeti hiç seyretmesek.
Ama bakın ki daha beş yaşında bir bebek.
Adı belki Ahmet belki Muhammed.
Kollarından direğe asılmış.
Ana nerdesin gelsene,
Baba nerdesin kurtarsana beni
Diye feryat içinde,
Ama nafile…
Anasının karnı yarılmış,
Babasının gözleri önünde.
Ve çocuk can vermiş baba diye diye…
Hacı Ahmet hanında binüçyüzyetmişüç ceset
Doksandördü kadın ve çocuk,
Gerisi erkek.
Ahlar gökyüzünde kıyamete dek!
Köylerde vahşet daha bir başka
İşte Ilıcaya bağlı Alaca.
Tek bir erkek kalmamış Alacada.
Kimi yakılmış,kimi asılmış,
Alaca’da gökler kızıl kana bulanmış.
İşte Dumlu nahiyesi.
Sitavuk,Dinarkom,Müdürge ve Arzıtı köyleri.
İnsanlar ahır ve camilere sürüklenmiş.
Ot yakılıp ateşe verilmiş.
Belediye heyeti….
Seyidov'la beraber tam 20 kişi.
Kafalarından balta ile vurulmuş hepsi.
Allah’ım bu bir kıyamet.
Bu nasıl bir vahşet.
Erzurum kime emanet.
Sahibi sensin
Yetiş ey Muhammed!
Ümmetin ölüyor...
Sağ kalan neneler dedeler
elleri semada,
Gözleri batı ufkunda
Kendilerine ulaşacak
Kahramanları bekliyor……
İşte geliyorlar…
Rüzgar gibi,fırtına gibi,Hızır gibi geliyorlar.
Kavakkapısı’ndan 29. Alay giriyor Erzurum’a…
Alay kumandanı Fazıl bey yağız bir atın üzerinde selamlıyor doğduğu şehri…
Fakat gözleri dehşet içinde.
Halk ayakta.
Yaşlı bir kadın kopan ayağının üzerinde duruyor.
Atılıyor öne.
Yüzü kahraman Mehmetçiğin atının yelesinde.
Allah’ım sana şükür sesleri gök kubbede.
Kimisi Mehmetçiğin çarıkların altını kokluyor.
Atının bastığı çamura yüzünü gözünü sürüyor.
Mehmetçik varınca Erzurum’a
Kahpe düşman kaçıyor sefilce Kars şosesinden onursuzca .
Yakarak..
Yıkarak…
Öldürerek…
Ve Erzurum sahipsiz değil.
Erzurum kimsesiz değil.
“Erzurum kilidi mülki İslam’ın
Mevla’ya emanet olsun Erzurum
Erzurum derbendi ehli imanın
Mevla’ya emanet olsun Erzurum.”
Hüseyin Kutan
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Kültür Merkezi Şube Müdürü
4/3/2009 · Kategori: Makaleler
OSMANLI ERZURUM’UNUN TAHRİBATI - 1
Justin McCarty
ABD Kentucky Louisville Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı
Atatürk Üniversitesi
2002 – 2003 Akademik Yılı Açılış Dersi
Bugün Erzurum’da bulunmaktan büyük mutluluk duymaktayım. Özellikle Erzurum’daki Türklerin katledilmesini araştırmak ve Türk Tarihi’nde en üzücü bir dönemin hikayesini öğretmek üzere elinden geleni yapan, Atatürk Üniversitesi öğretim elemanları meslektaşlarımın arasında bulunmaktan dolayı memnunum.
Erzurum İlinde Hayat, Kaos ve Çatışma
Tarihi değerlendirmeden önce Osmanlı dönemi Erzurum vilayeti halkını tanımlamak gerekmektedir.
Ermeniler sık sık Erzurum üzerinde hak iddia ederler, ancak 1914 yılı itibariyle Erzurum 900 yıldan beri hiçbir zaman Ermeni idaresi altında bulunmamıştır. Daha da önemlisi, Erzurum nüfusu büyük oranda Müslümandı. İl’de Müslüman nüfusun oranı, Ermeni nüfusun beş katı idi. 19. Yüzyıl başlarında Ermeni nüfusun oranı biraz daha fazla, Müslüman nüfusun oranı nispeten daha düşüktü. Fakat, Erzurum’da Ermeni nüfus yüzyıllardır hiçbir zaman çoğunlukta olmamıştı. Osmanlı döneminde Erzurum nüfusunun en azından üçte ikisi Müslümanlardan oluşmaktaydı.
( Osmanlılar nüfus kayıtlarını din esasına göre tuttuğu için “ Türk” kelimesinden ziyade “Müslüman” kelimesini kullanmaktayım. Osmanlı İmparatorluğu tebaasının dili ve etnik yapısını tam olarak bildiğini söyleyenler aslında kendi istatistiklerini uydurmaktadırlar. Bununla birlikte eldeki bütün veriler Erzurum Müslümanlarının büyük ekseriyetle Türk olduğunu göstermektedir. )
Şimdi Erzurum’daki Ermenilere gelelim. Uzun yıllardır Amerikalılar ve Avrupalılara Ermenilerin kötü muamele, zulüm gördüğü anlatılmaktadır. Bu doğru mudur? Hayır, hiç de böyle değildir. Bazı Ermeniler sıkıntı çekmiştir, fakat yaşadıkları zulüm değildir.
Hayat Erzurum Ermenileri için gerçekten çetin olmuştur. Onlar İstanbul’daki veya Batı Anadolu’dakiler kadar rahat bir hayat sürmemişlerdir. Çoğunlukla ailelerinin geçimini sınırlı büyüklükteki bir tarım arazisinde sağlamaya çalışmışlardır. Ermeniler kimi zaman tehlike ile de karşılaşıyorlardı. Bazen Kürt aşiretleri ve çeteleri tarafından soyuluyorlardı. Devlet onları gereğince koruyamıyordu. Onları koruma durumunda bulunan devlet memurları da bazen onlardan yararlanmaya çalışıyorlardı.
Ermenilerin hayatı zordu fakat bu açıdan onlar yalnız değillerdi. Şehirler ve köylerde yaşayan barışçı Kürtler ve Türkler dahil Erzurum’un Müslüman halkı içinde hayat gerçekten zordu. Onlar da fakir, soyulmakta ve öldürülmekte ve korumasız bir haldeydiler.
Erzurum halkının da aynı şekilde ızdırap çekmiş olduğu gerçeği dünya kamuoyu nezdinde gözden kaçmaktadır. Bu durum genelde misyonerler ve yabancı diplomatların raporlarından kaynaklanmıştır. Avrupalıların ve Amerikalıların çoğu Müslümanlardan ziyade Ermenilerin öldürüldüğünü rapor etme eğiliminde olmuşlardır. Bunlar Müslümanların değil Ermenilerin soyulduklarını rapor etmişledir. Ancak, bazı Avrupalılar, özellikle bazı İngiliz konsolosları ve Osmanlılar da, Doğu Anadolu’da olanlar hakkında kayıtlar tutmuşlardır.
Burada Erzurum’da hayatın zorluklarını anlatmak için fazla zaman yok, ancak en iyi örneklerden birisi Hüseyin Ağa’dır.
Erzurum’da çalışan İngiliz konsoloslarından birisi olan Charles Hampson Türk dostu değildi, ancak onlar hakkında basit raporlar tutmuştur. Hampson, 1891 yılında Eleşkirt’te Haydaranlı Kürt liderlerinden olan Hüseyin Ağa’nın faaliyetleri hakkında bir rapor göndermiştir. Hüseyin Ağa bir köyü basmış ve köyün bütün koyunlarını alıp götürmüştür. Bu şahıs yine Patnos’da Şeyh Nuri adındaki Müslüman dini lideri katletmiştir. Daha sonra 9 köyü yakmış, Müslüman halka işkence etmiş, onları öldürmüş ve onların koyun ve diğer hayvanlarını gaspetmiştir. Hüseyin aynı şekilde Müslümanlar ve Hıristiyanların katli, soyulması, haraca bağlanması ve tecavüz olayları ile suçlanmıştır. Herkes dinlerine bakılmaksızın bu kişiden sıkıntı çekmiştir. Sonunda bu kişi zorlukla yakalanıp Erzurum’da hapsedilmiştir. Hüseyin Erzurum’da tutulurken kardeşi ve oğlu bu ailenin işini devralmış ve 21 köyü daha soymuştur.
Hüseyin’in 2000 adamı bulunduğu rapor edilmiştir. Bu abartılı olsa da devletin bu kişiyi niçin zor kontrol ettiği anlaşılabilmektedir.
Hüseyin, Erzurum yerleşik nüfusunun hayatını sekteye uğratan aşiret üyelerinden sadece birisidir. Erzurum güvensiz bir yer durumundaydı; 1893 yılında Erzurum – Bitlis kervanı şehirden 5 km uzaklaştıktan sonra Kürtler tarafından saldırıya uğramıştır. Tütün idaresi denetçisi, 1892 yılında Kürtler tarafından soyulmuştur. Ermeni tüccarları çetelerin faaliyetleri sonucu ticaret yapamadıklarından şikayet etmişlerdir.
Erzurumlu Müslüman tüccarlar, İstanbul Hükümeti’ne Erzurum’daki güvenlik problemleri konusunda şikayette bulunmuşlardır. Bunlar, Kürt aşiretlerin Türkler ve Ermenilere aynı şekilde saldırdıklarını söylemişlerdir.
Erzurum niçin hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için güvenli değildi? Bu Osmanlı yönetimi veya Osmanlı sistemi ile ilgili değildi. Bazı valiler iyi, bazıları kötü idi. Birçoğu eldeki imkanlara göre elinden geleni yapıyordu. Avrupalılar bile bazı valilerin iyi niyetini ve enerjisini övmüşlerdir. Problem bunların kıt kaynaklara sahip olmasıydı. Erzurum’da lazım olan şey para idi. Jandarmaların maaşları bile çoğu zaman ödenemiyordu. Memurlar maaş alamıyordu. Daha fazla polis, asker ve memur çalıştırılması için paraya ihtiyaç vardı. Para, aynı zamanda Erzurum’u daha iyi bir yer yapacak olan tohum, gübre ve yollar için de gerekliydi. Fakat para yoktu.
Erzurum’un sefaletinden kim sorumlu idi? Kısmen Osmanlı Devleti. Osmanlılar hiçbir zaman iyi hesap adamları olamadılar. Fakat, Osmanlıların zayıflığının sebebi Osmanlı kontrolünün ötesinde idi. Ruslar 1877 – 1878 savaşında Osmanlı İmparatorluğu’nu askeri ve ekonomik olarak yıpratmıştı. Verimli araziler, kaynaklar ve insan kayıplarına ilaveten Osmanlı İmparatorluğu 800 Milyon Frank’lık ağır savaş tazminatı ödemek zorunda bırakılmıştı. Daha sonra, İmparatorluk Rus saldırılarına karşı savunma amacıyla büyük miktarlar harcamak zorunda kalmıştı. Osmanlılar savunma için, polis ve jandarma harcamalarına göre on misli, eğitim harcamalarına göre yirmi misli harcama yapmak zorunda kalmışlardı. Osmanlı dostları kapitülasyonları zorlayarak ekonominin durumunu daha da kötüleştirmişlerdi. Jandarmaya maaş ödenmemesine şaşmamak gerekir.
Osmanlılar, Erzurum’un hem Ermeniler hem de Müslümanlar için emin bir yer olması yolunda elinden geleni yapmışlardır. Erzurum ilinde 1896 yılında 51 Ermeni jandarma olarak kaydolmuş ve bu, Ermeni devrimcilerinin muhalefetine sebep olmuştur. Vali bunun 218 olmasını istemiş, fakat ödemeler düzensiz olduğu için daha fazlası bulunamamıştır. Sultan’ın en sadık Ermeni tebaası bile ailesini doyurmak zorunda idi.
Erzurum’da veya Doğu Anadolu’da başka bir yerde Osmanlı Devleti’nin karışıklık halini tasvip veya teşvik ettiğini düşünmek saflıktır. Devletin Ermeni tebaasına düşmanlık beslediğine dair hiçbir kanıt yoktur. Burada devletin iyi niyeti olmasa bile, menfaati bunu gerektiriyordu. Devletin paraya ihtiyacı vardı. Para elde etmenin tek yolu da vergilerdi. Vergiyi artırmanın yolu ise üretimi artırmaktı, bu da güvenliğin artırılmasını gerektiriyordu. Müslüman ve Ermeni, herkes için güvenliğin sağlanması devlet için de gerekliydi.
Aşiret ve çetelerin zararından Müslümanlar ve Ermenilerin hangisinin daha fazla etkilendiği sorusuna cevap verilemez. Müslüman çiftçilerin mi, yoksa Ermeni çiftçilerin mi daha muzdarip olduğu konusunda bir şey söylenemez. Hem Ermeniler, hem de Müslümanlar eşkıya saldırılarından şikayet etmişlerdir. Hiçbirisi diğerinden daha iyi değildi.
Ermenilerin bazı bakımlardan Müslümanlara göre daha iyi durumda olduğu bilinmektedir. Şehirlerde ve kasabalarda Ermeniler daha zengindi ve daha fazla ekonomik ve sosyal fırsatlara sahipti. Bu durum bütün Osmanlı İmparatorluğu için geçerliydi.
Ermenilerin üstün konumları hiçbir sektörde eğitimdeki kadar belirgin değildi. Erzurum şehrinde 1881 yılında yalnız bir devlet ortaokulu vardı. Bu okulun 120 öğrencisi vardı. Hepsi erkek olan öğrencilerin çok az ders kitabı vardı ve hiç haritası yoktu. 65 Müslüman, daha iyi durumdaki özel okula kayıt olmuştu. 1500 Müslüman öğrenci ilkokula kayıt olmuştu. Genel olarak kız ve erkek çocukların ancak % 10’u okula devam ediyordu. Buna mukabil Ermeni çocukların % 70’i okula devam ediyordu. Üç Ermeni mezhebinden Gregorian, Katolik ve Protestan ( Amerikan Misyonerleri ) her birisinin okulu vardı. Müslüman ve Ermeniler arasındaki eğitim farkının sebebi para idi. Ermeniler eğitimleri için harcamaya güç yetirirken, Amerikan misyoner okulları Birleşik devletlerden gelen bağışlarla ayakta duruyordu.
Bu göçmenler politik sebeplerden dolayı mı gitmiştir? Bunun ana sebep olması çok şüphelidir. Bunlar anlaşılabilir ekonomik sebepler yüzünden ayrılmıştır. Amerika, Erivan ve İstanbul’da iş ve daha iyi bir yaşam vardı. Buralarda Ermeniler için destek ve yeni hayatlarında işe başlamaları için yardım sistemleri vardı.
Ermenilerden daha fakir olan Müslümanlar niçin Erzurum’dan ayrılmadılar. Müslümanların böyle bir destek sistemi yoktu. Amerika’da bunlar kabul görmüyordu. Osmanlı İmparatorluğu’na misyoner gönderen Amerika Hıristiyan kiliseleri Amerika’ya göç eden Ermenilere yardımcı oluyorlardı. Bunlar Müslümanlara yardım etmiyorlardı.
Bazı eğitimli kişilerin dışında Rusya’da kuşkusuz Müslüman göçmen istemiyordu. Erzurum’dan giden Müslümanlar İstanbul’da ne yapacaktı? İstanbul’a yakın bölgelerden ve Karadeniz vilayetlerinden olmak üzere Anadolu’dan gelen Türkler kendi hemşehrilerine iş ve aş için deste sağlıyorlardı. Erzurum Müslümanları için destek gurubu yoktu.
Müslüman ve Ermeni Toplumlarını Ne Ayırdı ?
Müslüman ve Ermeni toplumları arasında ilişkiler her zaman düşmanca olmamıştır. İki toplum yaklaşık 900 yıl yan yana yaşamıştır. Tüccarlar ve sanatkarlar arasında tabii olarak iş ilişkileri olmuştur. En azından bir olayda Müslüman tüccarlar fakir Ermenilere yardımcı olmuştur. Ermeni liderleri Osmanlılarla genellikle iyi ilişkiler içindeydiler. Fakat bir çok faktörler iki toplumu ayırmıştır. 1870 ve 1890’daki kıtlık zamanlarında Amerikan misyonerleri Ermenilere yardım etmiş fakat Müslümanlara nadiren yardımcı olmuşlardır. Avrupalı konsoloslar ve Amerikan misyonerlerin sıklıkla “ Türk Küsdistan’da büyük sıkıntı sürmektedir” gibi raporlar yazdığı görülmektedir. Harput’taki sıkıntı kıtlık anlamına geliyordu. Bitlis, Van ve Erzurum’da büyük sefalet varken yalnızca Hıristiyanlara yardım istenirdi. Müslümanların açlığı ve sefaleti onların ilgisini çekmiyordu. Bütün bunlar inançlar arasındaki dostluğa yardım edemezdi.
Ermeni kilisesi ve Amerikalılar tarafından sağlanan okullar Ermeni nüfusun daha iyi eğitilmesi ve modern dünyaya daha iyi ayak uydurabilmeleri sonucunu getirmiştir. Bu, Müslümanlar arasında küskünlüklere sebep olmuş, Ermeniler arasında üstünlük hissi gelişmiştir.
Ermenilerin eğitimdeki nisbi üstünlüğünün, batı tarafından kayırılmalarının ve Ermeni devrimcilerinin yakında Ermenilerin yönetimini ele alacağı şeklindeki söylemlerinin oluşturduğu psikolojik ortamın kelimelerle ifadesi zordur. Erzurum’da konsolos olan bir İngiliz gözlemci böyle bir tarife teşebbüs etmiştir. ( Burada İngilizlerin Ermenileri tenkit etmedikleri hatırlanmalıdır. )
“ Ermeniler belirgin derecede düşman yaratma sanatına sahiptir. Gözlemciler, 1896 katliamından sonra büyük yardımın sağlanmasıyla bu bölgelerde fark edilir bir şekilde ulusal karakterin bozulduğunu ifade etmişlerdir. Bu bozulma Kafkaslardan gelen Ermeni göçmenlerin ve Taşnakların tahrip edici etkisiyle ve Anayasanın tesisiyle daha da derinleşmiştir. Bu bölgedeki Ermeniler arasında ahlaksızlık ve sarhoşluk o kadar yaygındır ki bu durum Ermeni yanlısı İngiliz okurlarını bile şaşırtmaktadır. Başpiskoposun başkanlığı altındaki Erzurum Ermeni okulunda bile serbest aşk ve sosyalizm doktrinleri okutuluyordu. Bunların sonucunda Ermenilerin daha da cesaretlenmiş olmaları bütün gezginlerin ve özellikle Müslüman nüfusun gözünden kaçmıyordu. Müslüman nüfus zaten Taşnak faaliyetlerinden rahatsız durumdaydı.”
Bu duruma nasıl gelindi? Ermenileri ve Müslümanları birbirinden ayıran Osmanlı Devleti’nin faaliyetleri değildir. Erzurum ilinin bütün problemlerine rağmen Müslümanlar ve Ermeniler aynı sosyal ve ekonomik sistemde ve aynı devletin yönetiminde 400 yıldır yaşamaktaydılar. İki toplumu birbirinden ayıran ve Osmanlı Erzurum’unu tahrip eden şey Rusların ve Ermeni devrimcilerin faaliyetleridir.
Ruslar
Ruslar 1790’larda Ermenilerin desteğini sağlamak üzere çalışmaya başlamışlardı. Azerbaycan ve Erivan’ı fethettiklerinde casus ve asker olarak Ermenilerden yararlanmışlardı. Fethettikleri arazilere Ermenilerin taşınmasını desteklemişler ve çeşitli yardımlarda bulunmuşlardı.
1878’de 25.000 Anadolu Ermenisi Ruslar tarafından boşaltılan 60.000 Türk’ün yerine Rusya’ya göç etmişlerdir. Ermeniler niye göç etti? Şüphesiz sebeplerden birisi öç korkusudur. Biz Eleşkirt vadisi Ermenilerinin Rusları iyi karşıladığını ve onlara yardımcı olduğunu bilmekteyiz. Ruslar şehri yönetirken Ermeniler Müslüman nüfusa zulmetmişti ve Ruslar çekildikten sonra bir sorun yaşanacağını biliyorlardı. Rus ordusu korumasında Türklere kötü davranmak başka şey, kendi başınıza Türklere karşı durmak ise başka bir şeydi.
Ruslar kendi İmparatorluğuna gelen Ermenilere bedava arazi ve ev vermişlerdir. Kovulan Türklerin arazileri ve evleri boş bir şekilde yeni gelen Ermenileri bekliyordu. Ruslar yeni göçmenlerden vergi almıyorlardı. Fakir Ermeniler için bu cazip bir teklifti.
Ermenilerin Rus emperyalizmini desteklemeleri ve nüfus mübadelesi tabii olarak Müslüman ve Ermeniler arasında güvensizlik ve korku yaratmıştır. Ruslar güvensizlik ortamından istifade etmişlerdir.
Ruslar Erzurum vilayetine stratejik ilgi göstermişlerdir. Eminim siz de biliyorsunuz Erzurum, Osmanlılar için Anadolu’nun kontrolünde anahtar rolü oynuyordu. Haritada görüldüğü gibi, geçit vermez dağlar işgalci Ruslar için Orta Anadolu’ya çok az yol bırakmıştır. Osmanlılar Kuzeydoğu Anadolu’da zayıf iletişim ve sınırlı sayıda lojistik ve insan gücüne sahipti. Fakat dünyanın en iyi savaşçıları arasında bulunan Türk askerleri tarafından tutulan savunmaya müsait bir arazi yapısı vardı. Ruslar bunu biliyordu. Onlar, kanlı 1877-78 savaşlarından da biliyorlardı ki, Doğu Anadolu’yu almak zor bir işti. Onlar ayrıca, şunu da biliyorlardı ki içerden bulunacak işbirlikçiler lojistik kaynakları keserek, iletişimi bloke ederek ve Türkleri arkadan vurarak çok yardımcı olabilirdi. Bu görevi yapmak Ermenilere düşmüştür.
Osmanlıların aksine Rusların doğuda karışıklık çıkmasını istemeleri için iyi sebepleri vardı. Zayıflamış bir Osmanlı İmparatorluğu onu işgal etmek isteyen Ruslar için daha iyi olacaktı. Ermenilerin sıkıntı çektiğine dair haberlerin Avrupa basınında yer alması Rusların işine geliyordu. Amerikan misyonerlerin Ermeniler arasında gerçek veya hayali raporları Ruslara yarıyordu. Ne Müslümanların çektiklerine dair rapor gönderiliyor ne de Avrupa basınında bunlar yayınlanıyordu.
Ermenilerin çektikleri konusunda yayınlanan her rapor, Avrupalı politikacıların Osmanlı tarafını tutmalarını zorlaştırmıştır.
1877-78 savaşından sonra Ruslar doğu vilayetlerinde özellikle karışıklık çıkarmaya çalışmışlardır. Onlar Anadolu’daki konsolosları yoluyla ve isyanlar bittiğinde sığınma hakkı vererek Kürt isyancılarını Osmanlılara karşı desteklemişlerdir. Fakat, Ruslar Kürt aşiretleri konusunda başarılı olamamışlardır. Anlaşılabileceği gibi bu, Rusların aynı zamanda Kürt kabileleriyle savaşan Ermenilere de destek olmasından kaynaklanıyordu.
Ruslar, Ermeni ihtilalcilerin faaliyetlerine derin bir biçimde katılmışlardır. Rusya’daki arşivleri kullanarak bu dönemi araştıran biri çıkana kadar, çok az ilgili delil bulunacaktır. 1. Dünya Savaşı’nda Rusların Ermenilerin bağımsızlığı için söz verdiği bilinmektedir. Fakat tutulamayacak bir sözdür. Ermeni toplulukları ile olan Rus gizli anlaşmaları, o zamanki olaylar tarafından açığa çıkmaya zorlanmaktadır. Ermeni guruplar toplantılarını Rus topraklarında yapmışlardır. Taşnak isyancılar takibe uğramadan ve devamlı olarak Rus sınırını geçmişler, Kürt köylerine veya Osmanlı memurlarına saldırmışlar ve daha sonra aynı sınırdan geri kaçmışlardır. Doğu Anadolu’nun tümünde Ermenilerin elinde Rus tüfekleri görülmüştür. Ermeni teröristler Tula’daki Rus İmparatorluk birliğinde bir büroya sahiptiler ve onlar tarafından silahlandırılmaktaydılar. Ne olup bittiği konusunda herhangi bir fikri olmayacak kadar Rusların aptal olduğuna kimse inanabilir mi? Taşnakların Tiflis’te toplantı yaptıklarını Rus polisi veya gizli servisi fark edemedi mi? Ruslar silahların kaybolduğunu da mı fark etmediler?
Ermeni Dernekleri – Taşnaklar ve Hınçaklar
Ermeni terörist guruplarını isimlendirmek için ne ihtilalci ne de isyancı kelimeleri uygundur. Çünkü bu kelimeler Taşnaklar ve Hınçaklar olarak bilinen Ermeni topluluklarının kendi hükümetlerini düşürmek istediklerini ima eder. Halbuki Hınçaklar Rus Ermenileri tarafından İsviçre’de kurulmuştur. En çok Erzurum’da faaliyet gösteren Taşnak topluluğu ise Rus İmparatorluğu tarafından kurulmuş ve organize edilmiştir. Ayrıca Taşnaklar, bugünkü Ermeni Cumhuriyeti’nin olduğu Erivan ilindeki Rus yönetimini yıkmak için faaliyet göstermemiştir. Onlar tüm çabalarını Osmanlı İmparatorluğu üzerine yönlendirmişlerdir.
Ermeni toplulukları ihtilalci Avrupa felsefelerini benimsemişlerdir. Onlar bazen katı sosyalist ve kesinlikle milliyetçiydiler. Taşnak ve Hınçaklar, ihtilalci Avrupa metotlarını Anadolu’ya adapte etmişlerdir. Osmanlı Anadolu’sundaki destekleyici güçlerini son isyana hazırlamak için geliştirmiş olmalarına rağmen Hınçaklar ve özellikle Taşnaklar hiçbir şekilde Anadolu’nun yerlisi değildiler. Onlar, Rus ihtilalinde doğmuş ihtilalci organizasyonlardır. Rus İmparatorluğu’ndan Anadolu’ya mesajlarını yayıyorlardı. Osmanlı jandarmaları her yıl Ermeni isyancı guruplarını yakalıyordu. Bunlar genellikle Rusya’dan sınırı geçerek geliyorlardı. Onlar Rus tüfekleri ve Rus İmparatorluğu’nda basılmış ihtilalci propaganda malzemesi taşıyorlardı.
Avrupa’daki yandaşları gibi, Taşnak ve Hınçaklar enerjilerinin çoğunu, doktrinlerini yaymak, destekleyicilerini silahlandırmak ve son isyana hazırlamak için kendi insanları üzerine harcadılar. Marx doktrinini yakından takip ederek, gerekli değişim unsuru olarak şiddeti benimsemişlerdir.
Faaliyetlerinin ilk aşamasında, Birinci Dünya Savaşından önce, Ermeni ihtilalcileri Osmanlı memurlarının suikastinde çok nadir olarak yer almışlardır. Bunları öncelikle öldürmeye niyetlendikleri kişiler Kürt aşiret üyeleridir. İhtilalcilerin niyeti, misillemeleri, özellikle Kürtlerden gelecek misillemeleri kışkırtmak idi. Bu durum, misyoner eğitimci Cyrus Hanlin’in şimdilerde meşhur olan raporunda yer almaktadır. Hanlin Ermeni bir isyancı ile yaptığı bir toplantıyı rapor etmiştir. Bu Ermeni, karşılık olarak Ermenilerin katledilmesine neden olacak şekilde isyancıların Kürtlere saldıracaklarını ifade etmiştir. Ermenilerin varsaydığı bu durum, Bulgaristan’da olduğu gibi Avrupa’nın müdahelesini getirecek ve bağımsız bir Ermenistan’ın oluşturulmasına neden olacaktı. Saf bir inanç, fakat ihtilalci Ermeni topluluklarından biri bunu uygulamaya sokmuştur.
Ermeni isyancılarla ilgili raporların sayısı çoktur: Örneğin Şato köyünde 200 ihtilalcinin 30 Kürdü öldürmesi 11’ini yaralaması ve 25 evi yakması gibi. Hatta büyük bir ihtilalci gurup Osmanlı Ordusu’nun sınır karakollarına saldırarak Osmanlı İmparatorluğu’na girmeye çalışmışlar, fakat başarısız olmuşlardır.
1904 yılı örnek alındığında, 50 Ermeni isyancı Doğubeyazıt’a geçmiş ve Osmanlı birlikleri tarafından püskürtülmüştür. Fakat diğer 50 tanesi Narman’a kadar gelmişti. Büyük bir gurup İran sınırında beklemekteydi. 1904 yılında özellikle Muş’ta olmak üzere çok sayıda çatışma yapılmıştır, hatta bunların bir kısmında askerler bozguna uğratılmış ve tüfekleri alınmıştır. İngiliz konsolos Shipley, Ermeni ataklarının sayısını şaşkınlıkla karşılamış ve Rusya sınırına bu durumu incelemek için gitmiştir. Shipley, Ermenilerin tüm sınır ihlallerinin Ruslar tarafından bilindiğini ve izin verildiğini tespit etmiştir. Ruslar Ermenilerin niyetinin Kürtlere saldırmak olduğunun kendilerine anlatıldığını söylemişlerdir.
8 Kasım 1899’da Rus tüfekleriyle silahlandırılmış isyancı bir Ermeni birliği Rsuya’dan geçerek Eleşkirt’e yaklaşmış ve büyük bir Ermeni köyü olan Hanzar’a girmiştir. Bundan sonra Toprakkale kaymakamı jandarma gücüyle bu köye yürümüştür. Takip eden çatışmada tahminen 15 isyancı, 30 köylü, 14 jandarma ve memur ölmüştür. İsyancılar Rus sınırını geçerek kaçmışlardır. İspatlanamamasına rağmen bölge etrafındaki Kürtlerin Hanzar Ermenilerinden intikam aldığı söylenmektedir.
Kürtlere saldırılar düzenleyen Ermeniler, çoğu zaman Rus topraklarından gelmiş ve nadiren de İran’ı geçerek Anadolu’ya girmişlerdir.
Komşu iller olan Van, Bitlis ve ayrıca Halep de, Ermeni isyancıların benzer şekildeki şiddetine maruz kalmışlardır. İsyancıların taktikleri aynıydı. Kürtlere karşılık mermeleri umuduyla saldırılmıştır ve bu karşılık verme bazen gerçekleşmiştir de. Bazı durumlarda isyancılar öldürülmüş veya yakalanmıştır, fakat genellikle Müslüman ve Ermeni masum köylüler suçlu sayılmış ve en çok sıkıntıyı onlar çekmişlerdir.
Hedef alınan diğer bir gurup, Ermeni ihtilalciler tarafından öldürülmek için hedef alınan diğer Ermenilerin kendileridir. İsyancılar biliyorlardı ki Ermeni cemaatini oluşturanlardan bazıları hükümeti desteklemektedirler. Tüccarlar, çok sayıda kamu görevlileri ve Ermeni polisleri kendi geleceklerinin devletle iyi ilişkiye bağlı olduğunu biliyorlardı. Hatta Ermeni topluluğunu sıradan fertleri bile parasal ödül verilmesi durunda ortaya çıkarak isyancılar hakkında bilgi veriyorlardı. Taşnak ihtilalcilerinin amaçlarından biri bu gibi insanların susturulmasıydı. Silahları yıldırma ve öldürmeydi.
Ulusal birliği sağlamak için Ermeniler, Ermeniler tarafından bile öldürülmüştür. İhtilalcilere karşı olanlar susturulmalı, gerekiyorsa öldürülmeliydi. Bu daha sonraki bütün terörist guruplarda görülen bir terörizm şeklidir. Ermeni çeteciler, ihtilallerini, herkesten özellikle de kendilerine karşı çıkanlardan para ve destek sağlayarak yürürlüğe koymuşlar ve yollarına çıkanları susturmuşlardır.
Polis, Osmanlı Devleti’nin tarafını tutan Ermeni itirafçıları ve iş adamlarını koruyamamıştır. Maaşları ödenemeyen ve etkisiz polis gücü, itirafçıları korumakta yeterli güce sahip olmadığından, ihbarda bulunanlar ihtilalcilerin intikamından korkmuşlardır.
Malatya’daki il idare meclisinde hizmet etmeye cesaret eden bir Ermeni’nin suikaste uğraması gibi, Ermeniler üzerine Ermeni ihtilalciler tarafından yapılan çok sayıda saldırı kaydı mevcuttur. Bağımsızlık talep eden katı milliyetçiler Osmanlı İmparatorluğu içerisinde reform isteyen daha az katı Ermenileri öldürmüştür. Hatta İstanbul’daki Ermeni Patriği bir Ermeni tarafından planlanan suikaste konu olmuştur.
İsyancıların yöntemleri Erzurum’da İngiliz konsolosu olan Cumberbatch tarafından yazılan bir mektupla gösterilmiştir:
“ Bayım,
Bu kasaba eşrafından Artin Efendi Serkissian isimli bir avukat ve Simon Ağa Bosoyan isimli bir tüccar olan iki Ermeni’nin öldürülmesinden ihtilal temsilcilerinin veya Hınçak partisinin sorumlu olduğunu rapor etmekten şeref duyarım. Bunlar çok kötü bir şekilde kalabalık bir geçitte bıçaklanmışlar ve ikisi de olaydan hemen sonra ölmüşlerdir. Olay yerindeki bir Rus Ermenisi şüphe üzerine tutuklanmıştır.
Artin Efendi’nin itirafçık olarak hareket etmiş olduğundan şüphelenildiğinden ve yakın bir zamanda kurulan gizli komiteye katılmayı red ettiğinden öldürüldüğü düşüncesi yaygın bir kanaattir. Simon Ağa’nın yaralanmasına niyet edilmemiştir. Fakat arkadaşını savunurken ölümcül şekilde yaralanmış olması muhtemeldir.
Erzincan’da yaklaşık on gün önce Garabet Der Garabet isimli diğer bir Ermeni de öldürülmüştür. Onun Zeki Paşa’nın bir casusu olduğu düşünülmüştür ve aynı gurup sorumludur.
Herhangi bir idari makamı sürdüren her Ermeni’nin yasaklanmasına ilave olarak daha zengin Ermenilerden zorla para almaya bile çalışmışlardır. Örneğin, üç gün önce 300 paundu kendi hesaplarına aktarmaya bir kişi zorlanmıştır.
Hatta bu hafta sadece Hıristiyan öğrencilerin okuduğu kolejde olan 20 yaşındaki Ermeni bir gencin eline yalnız başına okulun önünde dururken kim tarafından yazıldığı bilinmeyen bir mektup tutuşturulmuştur. Bu mektupta eğer okulu hemen terk etmezse yakında öldürülen Artin Efendi’yi öldüren aynı ellerin onu da öldüreceği belirtilerek tehdit edilmiştir.
Bu olaylar yetkililerin şimdi uğraşması veya halletmesi gereken tehlikeli hizibin kararlılığını ve küstahlığını göstermek için yeterlidir.”
Ermeni ihtilalcilerin gelecek planlarını en iyi gösteren faaliyetlerinden biri Doğu Anadolu’daki destekleyicilerinin silahlanmasıdır. Rus Ermenileri 1877-1878 Rus-Türk savaşından hemen sonra silahlarını Erzurum içine ve diğer Osmanlı illerine sızdırmaya başlamışlardır. Savaş sırasında işgal ettikleri Doğubeyazıt gibi bazı alanlarda bölgeyi terk etmeden önce Ruslar Ermenileri silahlandırmıştır. 1880’e kadar Rus topraklarına dönen Rus Ermenileri sırtlarındaki silahları sınırı geçen Ermeni birliklerine bırakmışlardır. Yapılan bu silah nakli herkes tarafından bilinmektedir.
Rus sınırı boyunca Iğdır’da Rus Berdan askeri tüfeklerinin dağıtımı bir örnektir. Bu tüfekler, Ermeni olduğunu kanıtlayan belgeler gösteren Osmanlı vatandaşlarına dağıtılmıştır. Silahlar daha sonra satıcılar tarafından Erzurum’a sızdırılmıştır. Bu kamuya açık bir satıştı. Rus polisi buna hiç müdahale etmedi. Erzurum çoğu zaman da abartılarak Ermenilerin silahlandığı dedikodusu ile çalkalanıyordu. Fakat kesin olan bir şey vardı; köylerdeki Ermeniler ve aynı zaman da şehirdekiler Rus silahları ile silahlanıyordu. Yukarıda da belirtildiği gibi Osmanlı güçleri tarafından yakalanan Ermeni ihtilalciler çoğu zaman Rus tüfekleri ile silahlanmış oluyorlardı. Ermeni ihtilalciler Erzurum’un içinde bile tüfeklerle yakalanmışlardı. Tüfekler Ermeni ihtilalci partisi “ Daşnaksütyan” ismi ile mühürlü idi.
Erzurum isyancılar tarafından silah depolanan şehirlerden sadece biriydi. 1908’in ilk yarısında Van ilinde Osmanlı güçleri 1300 tüfek, 450 bin şarjör, 50 tabanca, 19 bomba, 150 pound barut ve 3 alev makinesine el koymuştur. Silahların birçoğu da Osmanlılar tarafından bulunamamıştır.
Neden Ermeni köyleri böyle bir silahlanmaya ihtiyaç duymuştur? O çağın gözlemcileri iki kesin ve farklı düşünce ekolüne mensuptular. Bazı yorumcular, belki de saf biçimde, köylülerin eşkiyaların verebilecekleri zararlara karşı kendilerini korumak istediklerini düşünüyorlardı. Ermeni ihtilalci partileri tarafından onlara sadece yardım edilmekteydi. Diğer yorumcular ise, faaliyetleri Rusların yönettiğini, gelecekteki başkaldırıya hazırlık olmak üzere Taşnak ve Hınçakların Ermenileri Rus silahlarıyla donattıklarını düşünmekteydiler.
Hiçbir kimse Taşnakların hazırlığını inkar edemez. Doğu Anadolu’nun tümünden gelen İngiliz raporları isyan için silah kaçakçılığını ve planlamanın ayrıntılarını gösteriyordu. Burada bu raporların İngiliz raporları olduğuna dikkat edilmelidir. Rapor sahipleri olan İngilizlerin Ermenilere doğal bir sempatisi vardır. İngiliz konsolosları Ermenilerin bazı geçerli gerekçeleri olduğuna inanmış olabilirler. Fakat ihtilalcilerin varlığını ve onların isyan için planlama yaptığını inkar edemezler.
İngiltere isyanın planlanmasıyla ilgili rapor hazırlamıştır. Birisinde, Osmanlı güçleri Erzurum’dan yaklaşık 10 mil uzaklıktaki Sitavuk köyünde 34 mavzer tüfek ve 1000 şarjör bulmuştur. Silahlara savunma için ihtiyaç duyulduğu iddia edilmiştir. Fakat tüfeklerin hepsi yakın bir zamanda Rus sınırından gizlice sokulmuştu. Taşımada kolaylık sağlaması ve gizlilik açısından silahların dipçikleri çıkarılmış haldeydi. Onlar bir Ermeni evinde saklanmışlardı. İngiliz konsolosluğuna göre köylüler her zaman bireysel olarak silahlanmışlardı. Bu durum, silahların saklanmasının savunma için değil sonraki kullanım için bekletilmekte olduğunu göstermektedir.
1.Dünya Savaşının patlak vermesi tüm Doğu Anadolu’da Ermeni silah depolarının isyan anını bekleme amacıyla gizlendiğini ispatlamıştır. Osmanlı dedektifleri evlerin bodrum katında, kiliselerde ve çiftliklerde önemli ölçüde saklanmış silah bulmuşlardır. Fakat bunlar saklanan miktarın sadece küçük bir kısmını oluşturmuştur. Bunu ispatı Osmanlı’nın doğusunda isyan eden onbinlerce silahlanmış Ermeni ile ortaya çıkmıştır.
Sonuçta Ermenilerin ihtilal amacı veya kendilerini savunma isteğiyle silahlandırılmış olması bir farklılık arz etmektedir. 1.Dünya Savaşı başladığında Ermeniler silahlanmıştı ve isyana hazırlanmıştı. Onlar Osmanlı hükümetine ve yöredeki Müslümanlara silahlarını kullanmaya istekli olduklarını ispat etmişlerdir.
4/3/2009 · Kategori: Makaleler
OSMANLI ERZURUM’UNUN TAHRİBATI - 2
Justin McCarty
ABD Kentucky Louisville Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı
Atatürk Üniversitesi
2002 – 2003 Akademik Yılı Açılış Dersi
1.Dünya Savaşı’nda Erzurum’daki Ermeniler
Yakın zamanda yapılan tüm araştırmalara rağmen Erzurum ilindeki Ermeni ve Türklerin tarihinde çok sayıda cevaplanmamış sorular mevcuttur. Bunların ilki Erzurum’daki Ermenilerin yer değiştirmesi sorusudur. Ne kadar kişi tehcire ( zorunlu göç )tabii tutulmuştur ve ne kadarı kendiliğinden göç etmiştir?
Erzurum’da yaşayan Ermenilerin bazılarının tehcir edildiği bilinmektedir. Onlar Osmanlı hükümeti tarafından yerlerinin değiştirilmesi emredilen ilklerdir. Hükümet onların yer değiştirmesini istedi çünkü onlar Rus sınırına yakındılar ve bu nedenle büyük bir tehlike idiler. Mamafih gerçekte tehcir edilenlerin sayısı bilinmemektedir. Rusya’daki Ermeniler ve misyonerler tarafından verilen ve güvenilir olmayan hesaplar 10 bin gibi rakamlar vermektedir ki bu şüpheli bir şekilde yuvarlaklaştırılmış ve güvenilir olmayan bir rakamdır. Tehcir edilenler temel olarak Erzurum, Erzincan ve Bayburt gibi büyük şehirlerdeki Ermenilerdir. Bunların çoğu gerçekte Dersim’de ölmüştür. ( Ancak çok sayıda Osmanlı askerinin de Dersim’de öldüğünü burada ifade etmek gerekir.İlerleyen Rus ordularından geri kaçarken onlar Ermenileri öldüren aynı Kürt aşiretleri ve haydutlar tarafından saldırıya uğramışlardır. Dersim haydutları sadece Ermenileri öldürmemiştir. Onlar soyabilecekleri herkesi öldürmüşlerdir. ) Gerçek sayı 10 binden çok daha az olmalıdır.
Osmanlı arşivlerinde Porf. Yusuf Halaçoğlu tarafından yapılan araştırmalarda Erzurum’dan yapılan tehcirle ilgili pek az bilgi edinilmiştir. Halbuki bu arşivlerde komşu Sivas ve Elaziz vilayetlerinden yapılan tehcirle ilgili detaylı bilgiler vardır.
Bir şey kesindir: Erzurum’daki tüm Ermenilerin ya tehcir edildikleri veya öldürüldüklerine dair Ermeni iddiaları saçmadır. Çünkü, Erzurum’da Rus işgali sırasında çok sayıda Ermeni yaşamaktaydı. Ruslar geri çekildiğinde Erzurum’da kalan ve Rusya’ya dönen Ermenilerin sayısı onların bir ordu oluşturmaları ve hükümet kurmaya teşebbüs etmelerine yetecek kadardı. Eğer Erzurum’daki Ermenilerin tümü yok edilmiş olsaydı bu Ermeniler nereden geldiler? Bu Ermenilerin 1916 yılında ilk kez Rusya’dan göç eden Ermeniler olduğunu iddia etmek gülünçtür.
Bazı Ermeniler köylerde kalmışlardır. Bunlardan bazıları görünüşte Müslüman olmuşlar bazıları ise olmamışlardır. Ermenilerin çoğu Rusya’ya kaçmış ve Rusların Erzurum’u işgali sırasında geri gelmişlerdir. Erzurum’da kalmış olanlar ve Rusya’dan dönenler 1918 yılında Erzurum’daki Ermeni nüfusunu oluşturuyordu. İşte bu Ermeniler, Erivan’dan gelen Ermeni askerlerle birlikte 1918 yılında Erzurum’un Müslümanlarını katletmişlerdir.
Erzurum’daki Ermenilerin hayatta kaldıklarına dair en önemli kanıt nüfus durumudur. Rusların 1897’de yaptıkları nüfus sayımı Kars, Ardahan, Gürcistan, Erivan, Azerbaycan ve civarını kapsayan alan içerisinde 1.161.909 Ermeni’nin yaşadığını göstermektedir. Bu rakam 1914 yılında doğal artış sonucu olarak 1.444.000 olabilirdi. Ermeni nüfusu savaş sırasında artamazdı. Erkekler savaşa gitmişlerdi dolayısıyla Kafkaslardaki yerli nüfusun 1917 yılında da aynı kaldığı yani 1.444.000 olduğu farz edilebilir. Richard Hovannisian’ın resmi Rus kaynaklarından aldığı rakamlara göre 1917 yılında Kafkaslardaki Ermeni nüfusu 1.783.000’dir. Bu rakamdan 1.444.000’i çıkardığınız zaman geriye kalan 339.000 kişinin bir yerlerden geldiği ortaya çıkar.
Bu Ermeni fazlalığı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen muhacirler olmalıdır. Bu 339.000 Ermeni arasında, İran’dan gelen bazı muhacirlerle Amerika’dan gelerek Rusya saflarında savaşan az sayıdaki Ermeniler bulunabilir. Fakat bunların etkileri önemsenmeyecek düzeydedir. Hovannisian’ın tahminine göre 1916 sonunda yaklaşık olarak 3.000.000 Osmanlı Ermenisi Kafkasya’ya göç etmiş, bunların yarısı hastalık ve açlıktan ölmüştür.
Osmanlı Anadolu’sundan gelen muhacir Ermeniler Erzurum, Van ve Bitlis illerinden gelmiş olabilirler. O zaman bu illerde toplam olarak 485.000 Ermeni vardı. Diğer illerden ve daha uzak yerlerden muhacirlerin gelmiş olduğu düşünülemez. Hovannisian’ın 1917 yılına ait rakamları doğru ise Erzurum, Van ve Bitlis’teki Ermenilerin % 70’inin Rus İmparatorluğu’na kaçtıkları ortaya çıkar. Hovannisian’ın 1917 yılına ait rakamları Ermeni nüfusunu belki biraz fazla gösteriyor olabilir. Buna rağmen göçmenlerin yarsının öldüğü varsayılsa bile göçmen rakamının 339.000 olduğu ortaya çıkar.
Diğer taraftan Osmanlı kayıtlarına göre “ Hopa – Erzurum – Hınıs – Van hattının doğusunda kalan Ermeniler askere alınma çağrılarını redderek Rusya’ya gitmiş ve oradaki askeri oluşuma katılmışlardır” Rusya’daki göçmenlerin sayısına bakılırsa gidenlerin aileleri ile birlikte gitmiş oldukları anlaşılır.
Sonuç olarak şu ortaya çıkmaktadır ki Erzurum’daki Ermenilerin çoğu Türkler veya diğer Müslümanlar tarafından öldürülmemiştir. Hükümet güçleriyle çarpışmalarda ölenler olmuştur. Çok sayıda Ermeninin tehcir edildiği de söylenemez. Onların büyük bir bölümü Rusya’ya gitmiş ve orada çok sayıda Ermeni hastalık ve açlıktan dolayı ölmüştür. Diğer bir deyişle onlarda Müslüman göçmenler gibi ölmüşlerdir. Anadolu Müslümanlarının savaş kurbanı olarak açlık ve hastalıktan öldükleri gibi Ermeniler de savaş kurbanı olmuşlardır.
1.Dünya Savaşı Sırasında ve Sonrasında Erzurum’un Müslümanları
Sonuçta Ermenilerin Erzurum Müslümanlarına yaptıkları konusunda fazla bir şey söylemeyeceğim. Sizler atalarınızın acıklı hikayesini biliyorsunuz.
Dünya savaşının başlangıcında Erzurum’daki Müslümanların Van ve Bitlis’teki Müslümanların başına gelenlerden sakınabilecekleri anlaşılıyordu. Van ve Bitlis’te Müslüman nüfusun büyük bir bölümü yerli ve Rus Ermenileri tarafından katledilmişti.
Fakat Erzurum Vilayeti Beyazıt Sancağı dışında Osmanlı Ordusu’nun sıkı denetimi altındaydı. Bu durum 1916’da Rusların Erzurum’u aniden işgal etmesiyle son buldu. Güçlü Osmanlı’nın askeri varlığı diğer taraflarda olduğu gibi Müslüman nüfusun katledilmesini engelliyordu.
1916 yılında Rusların Erzurum’a doğru ilerlemesi sırasında en az 300.000 Müslüman Erzurum’u terk ederek göç etti. Geri kalanların öldürülme ihtimali Van ve Bitlis’e göre daha azdı. Erzurum’daki Müslüman ölümlerinin çoğu Rusların elinden olmamıştı. Gerçekte Ruslar geçmişteki savaşlara göre halka daha iyi davranıyorlardı. Ancak bu demek değildir ki Türkler 1916-1917 yıllarında katliama maruz kalmadılar. Bu sıradaki katliamların hemen hemen tamamı Ermeni çeteleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Rusların bu çeteleri tamamen kontrol edebildiklerini söylemek zordur. Ruslar Ermenilerle üstü kapalı bir anlaşma içinde idiler. Casusluk, Osmanlı Ordusu’nun haberleşme hatlarının tahribi, cephe gerisi sabotajlar karşılığında Ruslar Ermenilerin faaliyetlerine göz yummuşlardır.
Ruslar Erivan’da olduğu gibi Ermenileri savaştan sonra kontrol edebileceklerini düşünmüşlerdir.
Ruslar her zaman pratik düşünmüşlerdir. Rus askerleri yağma ve tecavüz olaylarında bulunmuşlar, yollarına engel olarak çıkan Müslümanları öldürmüşlerdir. Fakat Rus liderler pratik düşünmüşlerdir. Onlar Türklere ve diğer Müslümanlara karşı özel bir nefret göstermediler. Bunun yerine onlar çıkarlarını düşünerek hareket ettiler. Rusların tarihi bunu göstermektedir. Ruslar 1829 ve 1878 yıllarında Ermenileri Rusya’ya davet etmişler, onlara Türklerin evlerini ve çiftliklerini vermişler ve onları vergiden muaf tutmuşlardı. Niçin? Çünkü onlar sınırda kendilerine bağlı bir nüfus istiyorlardı. Onlar biliyorlardı ki Ermeniler Türklere karşı kendileriyle müttefik olacaklardı ve bu pratik bir karardı.
Ruslar Kırım Tatarlarını, Abhazları, Çerkezleri ve Lazları yerlerinden söküp atarak buralara Rusları, diğer Slavları ve Gürcüleri yerleştirmişlerdir. Bu şeytani fakat pratik bir uygulamadır.
Ruslar kontrol altında tutabileceklerini düşündükleri Müslüman nüfusu yok etmemişlerdir. Ruslar Dağıstan’ı ve Azerbaycan’ı işgal ederken çok zalimce davranmışlar kadınları ve çocukları öldürmüş köyleri yakmışlardır. Ancak işgal ettikleri yerlerdeki nüfusu yok etme yerine onları yönetmişlerdir.
Rusların Kuzeydoğu Anadolu’da da aynı ilkeyi uyguladıkları söylenebilir. Ruslar 1. Dünya Savaşı’nı kazanacaklarını düşünüyorlardı. 1856 ve 1878’de Ruslar İngiliz, Alman ve Fransızların baskısı ile Erzurum’u terk etmek zorunda bırakılmışlardı. Onlar 1. Dünya Savaşı sonunda Erzurum’da kalacaklarını düşünüyorlardı. Onlar Almanların yenileceğini İngilizler ve Fransızların ise kendilerinin müttefiki olduğunu düşünüyorlardı. Nitekim Sykes-Picot Anlaşmasına göre İngilizler bölgenin Ruslarda kalacağına dair söz vermişlerdi.
Ruslar, canlıların yaşamadığı bir çölde hüküm sürmek istemedikçe Erzurum’un ve Osmanlı’nın doğusunun bütün Müslüman nüfusunu tahliye edemeyeceklerini anladılar. Bölgenin büyük sayıda Rus göçmeni için de cazip olmayacağını düşündüler. Rus halkı, böylesine sert bir iklimde ve Osmanlı’nın doğu bölgelerinin tehlikeleri içinde seyahat etmeyeceklerdi. Eğer Ruslar, Doğu Anadolu’da bir Hıristiyan nüfus olmasını isteseydiler, Ermenilere güvenmek zorunda kalacaklardı. Bunu isteyip istemedikleri kuşkuludur. Hayır, Ruslar Erzurum’da hem Müslümanları hem de Ermenileri istediler. Ruslardan nefret eden tek bir gurubu kontrol altında tutmaktansa birbirinden nefret eden iki gurubu çok daha kolayca kontrol edebileceklerdi.
Erzurum ilinde hiçbir zaman ekonomik olarak yaşanabilir bir bölge yaratmaya yetecek kadar Ermeni bulunmadığını da eklemek gerekir. Savaştan önce, Ermeniler, Erzurum nüfusunun sadece % 17’sini oluşturmaktaydılar. Ruslar Erzurum’un Müslüman çiftçi ve tüccarlarına ihtiyaç duyacaklarını biliyorlardı. Ermeniler, asla böyle akılcı hesaplamalar yapmamışlardı.
Erzurum Müslümanları en fazla acıyı, Ruslar Erzurum’u terk ettikten sonra çektiler. Rus Devrimi sırasında, Rus askerler basitçe Anadolu’yu terk ederek evlerine dönmeye başladılar. Arkalarında küçük bir gurup subay ve büyük sayıda Ermeni askeri bıraktılar. Ermenileri Erzurum’u her zaman hayal ettikleri Büyük Ermenistan’ın bir parçası yapmak istediler. Nüfusun dörtte üçünde fazlasının Müslüman olması durumunda bunu gerçekleştiremeyeceklerdi. Bu nedenle, Erzurum’un Müslümanlarına karşı bir katliam ve zorla göç ettirme politikasını uygulamaya başladılar. Tıpkı, Erivan’daki Azerbaycan Türklerine yaptıkları gibi.
Osmanlı Ordusu, Erzurum’u yeniden almak için yürüdü ve Türklerin katledilmelerine son verdi. Ermeniler onlara karşı duramadılar. Geri çekildiler ve geri çekilmeleri sırasında bulabildikleri bütün Müslümanları öldürdüler. Sizler, ayrıntıları kuşkusuz biliyorsunuz. Beyazıt Sancağı’nda köylerin yarısı yok edildi. Beyazıt halkının yarısı katledildi. Erzincan, Bayburt ve Tercan kentlerinde dağlara kaçamayan Müslümanların tamamı öldürüldü. Bu şehirlerin hepsi yakılıp, yıkıldı. Geri çekilen Ermenilerin yolu üzerindeki tüm köyler, benzer şekilde tahrip edildi ve ahalileri öldürüldü. Kentleri geri alan Osmanlı askerleri, korkunç manzaralarla karşılaştılar: Binlerce cesetle dolu sokaklar, cesetlerle doldurulmuş çukurlar. Bizzat Erzurum kenti, Osmanlı Yüzbaşısı Ahmet Refik tarafından “Harabeler Şehri” şeklinde tanımlandı. Şehri kurtardıktan sonraki ilk haftada Osmanlı defin görevlileri, 2000’den fazla ceset saydılar. Daha bir çok ceset, bu sayıya dahil değildi. Osmanlı güçleri, Ermenileri öylesine çabuk bir şekilde ele geçirdiler ki, Erzurum şehri sakinlerinin çoğunluğunun hayatları kurtarıldı. Yine de, Erzurum Müslümanlarının % 20’si katledilmiştir.
Bu tabloya şahit olan bir Avusturyalı gazeteci şunları yazmıştı:
“ Trabzon’dan Erzincan’a, Erzincan’dan Erzurum’a bütün köyler yıkılmıştır. Her yer vahşetle ve acımasızca katledilen Türklerin cesetleriyle dolu. Şu anda Erzurum’dayım ve gördüklerim korkunç. Neredeyse bütün şehir yıkılmış durumda. Cesetlerin kokuları heryeri kaplamış durumda.”
Ermeniler, Osmanlı Ordusu’ndan önce çekiliyorlardı. Tehlike içindeydiler. Ancak, kendi güvenliklerini tehlikeye atma pahasına, Erzurum’un masum Müslümanlarını öldürebilecekleri her yerde duruyorlardı. Bu kin ve nefret açıklanamaz. Çoğu zaman yanlış bir biçimde Türklerin Ermenilere bir soykırım uyguladıkları iddia edilmektedir.
Oysa, gerçek soykırım Türklere karşı uygulanmıştır.
Savaşın sonunda, Erzurum’un Müslüman halkının üçte biri öldürülmüştü.
Osmanlı Erzurum’unu yok eden, Osmanlı Hükümeti’nin kusurları değildi. Osmanlı Erzurum’unu yok eden savaş da değildi. Erzurum’u yıkan Ermeni milliyetçilerinin ve onların dostu Rus emperyalistlerinin cinayetleriydi.
KAYNAK : Justin McCarty; The Destruction of Ottoman Erzurum ( Osmanlı Erzurum’un Tahribatı ); Atatürk Üniversitesi 2002 – 2003 Akademik Yılı Açılış Dersi; Erzurum; 2002; s. 32 – 58.
4/3/2009 · Kategori: Makaleler
I. DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA AZERBAYCAN TÜRKLERİ’NİN
ERZURUM AHALİSİNE YAPTIĞI “ KARDEŞ KÖMEĞİ”
( YARDIMLARI ) - 1

Betül ASLAN*
Bilindiği gibi, Aralık 1914 – Ocak 1915’te, Sarıkamış Harekatında Türk Ordusu büyük biryenilgiye uğramış ve Türk kuvvetlerinin büyük bir bölümü, savaştan çok soğuk ve hastalıklardan dolayı kaybedilmişti. Sarıkamış’ta Rus kuvvetlerine karşı uğranılan bu yenilgi, aynı zamanda Erzurum yolunun ve diğer pek çok bölgenin Rus istilasına açılması sonucu doğurmuştur. Nitekim General Yudeniç komutasındaki Rus kuvvetleri Sarıkamış harekatından bir yıl sonra Erzurum kapılarına dayanmış ve nihayet 16 Şubat 1916’da Erzurum Rus işgaline düşmüştür. Böylece işgal esnasında şehirden kaçamayan Türkler için iki yıl kadar sürecek acılı, ıstıraplı, karanlık günlerde başlamıştır. Bu ıstıraplı, kara günlerde, Erzurum halkının imdadına Azerbaycan Türkleri yetişmiş ve Bakü Müslüman Cemiyet – i Hayriyesi vasıtasıyla Erzurum halkının imdadına koşmuşlardır.
Bakü Müslüman Cemiyet–i Hayriyesi Kafkasya Cephesinde Türk – Rus savaşının başlamasından hemen sonra, Rus işgaline düşen ve savaştan zarar gören Müslüman Türklere büyük bir yardım çalışması başlatmış, Kars’ta, Ardahan’da, Kağızman’da, Batum ve Iğdır bölgelerinde binlerce insanı sefalet ve felaketlerden kurtarmışlardır.
Erzurum’un işgal edildiği haberi alınır alınmaz Bakü Müslüman Cemiyet–i Hayriyesi harekete geçerek, çalışmalarını bu bölgeye de yaymak, bu bölge Türklerine de yardım götürmek için girişimlere başlamış, izin almak için müracaat etmiştir. Ancak bu bölgeye yardım getirmek için izin almak hususunda Cemiyete pek çok zorluklar çıkarılmış ve izin verilmek istenmemiştir. Çünkü Rus Hükümeti’nin “ Şehirler İttifakı” yeni işgal edilen yerlere yapılacak yardımı sınırlı tutuyor ve Cemiyetin, Erzurum’daki Müslümanlara yardım etme teşebbüsüne karşı çıkıyordu. Halbuki yeni işgal edilmiş, bu yerlerdeki Ermeni halka yardım yapılması konusunda hiçbir sorun çıkarılmadığı gibi kendileri de destek oluyorlardı. İşte bu nedenle Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin Tiflis’deki Baştemsilcisi Dr. Hüsrev Paşa Bey Sultanov, “ Şehirler İttifakı” Başkanı ile, yeni istila edilmiş olan yerlerdeki Müslümanlara yardım konusunda sıkı bir irtibata girişerek, bölgede Ermenilere yapılan yardımların, aynı şekilde Müslümanlara da yapılmasını istemiş ve Cemiyetin bu hususta yaptığı bir çok girişimler sonucunda yardım konusunda izin alınabilmiştir.
Bundan sonra Cemiyet-i Hayriye 1916 yılının Haziran ayında General Mayor Han Talişinski ve İlyasov’u Erzurum’a göndermiştir. Halkın durumu ve ihtiyaçları hakkında bir ön araştırma yapan bu temsilciler, Erzurum ve çevresinde 16 bin harpzede Müslüman bulunduğunu belirleyerek, bunların listelerini çıkarmışlardır.
Rus işgali sırasında özellikle Rus ordusunda bulunan Ermeni askerler girdikleri köy ve kasabalarda Müslümanları katletmiş, evleri yakmış, eşyalarını ve yiyeceklerini ellerinden almış olduklarından, Müslüman halkın elinde hiçbir şey kalmamış ve büyük bir yiyecek ihtiyacı doğmuştu. Bu nedenle Cemiyet, ilk etapta bu ihtiyacı karşılamak amacıyla, temsilcilerini İlyasov, ABDULLAH Sultanov ve İsmail Nazaraliyev aracılığı ile önce Kars’tan 400 pud un, daha sonra 5000 pud un getirerek halka dağıtmış, ayrıca Hınıs ve Tortum’a da un gönderilerek ihtiyacın giderilmesine çalışılmıştır. Fakat bunlarda yeterli olmayınca, 5000 pud da arpa gönderilmiştir.
Erzurum’da inceleme yapan Cemiyet temsilcilerinin üzerinde durduğu bir nokta da, şehirde tıbbi malzeme ve hastaneye duyulan ihtiyaç sorunuydu. Çünkü, daha Rus işgalinden önce Erzurum’daki hastahaneler, Köprüköy ve diğer yerlerde yapılan savaşlarda yaralanan Türk askerleri ile dolmuştu. Hatta bütün camiler, kışlalar, okullar ve bazı büyük konaklar hastahane haline getirilmişti. Fakat yaralıların çoğu bakımsızlık ve tıbbi malzeme yokluğundan ölmekteydi. Ruslar şehri işgal ettikleri zaman çoğu ölülerle dolu olan bu binaların büyük bir kısmını boşaltmışlardı.
Cemiyet-i Hayriye temsilcileri işgalden sonra Erzurum’a geldiklerinde hastahanelerin ve Müslüman yaralıların bu kötü durumunu Cemiyet merkezine bildirmişlerdi. Bunun üzerine Baştemsilci Sultanov, Tiflis’te Kızılhaç Cemiyeti’nin yetkilileriyle görüşmüş ve onlardan Erzurum’da Müslümanlar için bir hastahane açılmasını istemiştir. Ancak Cemiyetin, Erzurum’da bir hastahane açılması hususunda yapmış olduğu girişimlerin sonuçsuz kaldığı anlaşılmaktadır. Çünkü bu dönemde Erzurum’da böyle bir hastahane açıldığına dair herhangi bir bilgi yoktur.
Cemiyet-i Hayriye’nin, ilk etapta üzerinde durduğu meselelerden biri de, diğer bölgelerde olduğu gibi, sahipsiz Müslüman çocuklarının toplanarak, bakımlarının sağlanmasıydı. Cemiyet temsilcilerinin çabaları sonucunda Erzurum ve çevresinde, yüzlerce çocuk sokaklardan ve Rus askerlerinin ellerinden alınarak Bakü ve Tiflis’teki sığınacaklara götürülmüş ve buralarda bırakılmıştır. Cemiyet temsilcilerinin bu çalışmaları sayesinde daha ilk ay içerisinde 250 sahipsiz çocuk ve 150 bakıma muhtaç kadın felaketten kurtarılmıştır.
Cemiyet-i Hayriye’nin Erzurum’a göndermiş olduğu ilk temsilcileri, burada halkın acil ihtiyaçlarının karşılanması hususunda yaptıkları çalışmalardan sonra şehirden ayrılmışlardı. Bundan sonra Cemiyet-i Hayriye Erzurum’da uzun süre kalacak ve halkı teşkilatlandırarak, uyanık tutmak ve aynı zamanda çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere Cemiyetin bir şubesini Erzurum’da açmak amacıyla Seyidov başkanlığında bir heyet göndermiştir.
Cafer Erçıkan, Seyidov’un Erzurum’a gelişi ve Cemiyet-i Hayriye’nin çalışmaları hakkında şunları anlatmaktadır:
“ Kafkas ( Azerbaycan ) Türkleri, Türklük ve Müslümanlık uğrunda ( 1915’de Kars ile Batum illerinde, Oltu, Şenkaya, Olur ve Artvin’de yaptıkları gibi 1916’da Rusların işgaline uğrayan Erzurum ve Trabzon Vilayetlerimizde) esarette kalan Türklere bir çok muavenette iane ve himaye de bulunmuşlardır. ( Rus istilasındaki) her Kaza ve Vilayette, Türklük için hayatını feda eden birer, beşer Türkler, Türk Müslümanları ( Azerbaycanlılar) gelmişler. Ve bunlar meyanında Kafkas ( Bakü İslam ) Cemiyet-i Hayriyesi Mümessili bulunan ve Kafkas Türkleri’nin verdikleri ianeleri, gazyağıları, unları ve hatta zürra’a çift kotanları ( pullukları) tevzi’ine memur edilen yirmiiki yaşında genç ve dilber simalı ( Genceli aydınlardan ) Saidov ( Seyidov) Erzurum’a büyük hizmetlerde bulunmuş.”
Kantarcızade Hacı Mustafa hatıratında; “ Seyidov’un Erzurum’a geldiğinde Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi Merkezi’nden Erzurum halkına ve belediyesine hitaben bir mektup getirdiğini anlatmakta ve bu mektubun içinde yazılı olanları şu şekilde dile getirmektedir:
“ Asırlardan beri sizlerden ayrı düştüğümüzden bugüne kadar da babalarımızdan, annelerimizden duygulu sözlerle tarihlerimizin yazılışından, eski haritaların çizgisinden anlıyoruz ki, bizler sizin haritanızdan çıkarılmış bugün Rus elinde yaşamaktayız. Zaman geliyor ki bu harita birleşecek sizinle birlikte bir harita olarak görüneceğiz. 50 – 100 sene evvel bizlerin başına gelen felaket bugün de sizin başınızdadır.
Bu acıklı feryadları duydukça iki kol açarak birisi Türkistan, Kafkasya Azerbaycan Cumhuriyetleri, siz kardaşlarımıza yardım için büyük cemiyetimizden siz İslam kardaşlarımıza iane olarak gönderilen bu hedayeleri alınız, halkın ihtiyacı olanlara tevzi ediniz. İkinci kolumuz, düşmanlarınız sizlere bir dakika değil… böyle bir yan bakarlarsa oraya gönderilen bu vekilimiz Seyidov’a hemen malumat veriniz. Vekilimiz derhal bizleri haberdar eder. Bu iki kol kapanmaz, yorulmaz, yumulmaz, yatmaz, uyumaz sizin gibi Türk kardaşlarımızın istirahatını bekler bir cemiyettir
Bütün özlerimiz halka birlikle selamlar.”
Cemiyet-i Hayriye heyeti Erzurum’a geldiğinde beraberinde Müslüman halka dağıtılmak üzere çok miktarda yiyecek ve giyecek malzemesi de getirmişlerdi. Bu yardım miktarı 62 bin telis un, arpa, mercimek, buğday, mısır gibi yiyecek maddeleriyle, 13.252 telis ve sandıklar içerisinde kadın, erkek ve çocuk elbisesi ile ayakkabıdan oluşmaktaydı. Ayrıca bu yardım malzemelerinin yanında bir de Bakü ve diğer Kafkas şehirlerinde basılmış gazete, dergi ve bir çok edebi şiir kitapları da getiren Cemiyet temsilcileri bunları tek tek kendi elleriyle halka dağıtıp, bu tür kitap ve dergilerin belirli zaman dilimleri içerisinde yeniden geleceğini bildirmişlerdi.
Seyidov ve arkadaşları Erzurum’a gelri gelmez Müslüman halkı uyanık tutmaya çalışmış, birlik ve beraberlik içinde olmalarını telkin etmişlerdi. Rus işgalinde Erzurum’da bulunan Refik Savaşçı, yardım heyetinde bulunan Azerbaycanlı Türklerin bu konuda gayretlerini şöyle ifade etmektedir:
“… Hepsi münevver kişiler olan Azeri gençleri taassup ve hurafelerden uyumuş, enerjisini kaybetmiş halkın uyarılmasına çalışıyorlardı. ( kar yağanda elde üşür ayak da ) çare küsüp bir kenara çekilmek değil, çare aramak, çalışmak lazımdır, diyorlardı.”
Cemiyet-i Hayriye temsilcileri Rus ve Ermeni askerlerin Türklere karşı yaptıkları, hakaret ve saldırıları engellemeye çalışarak ve gerekirse bu askerleri komutanlarına şikayet ederek, Türk halkını koruyorlardı. Özellikle Seyidov’un Türkleri korumak için yaptıkları hakkında Kantarcızade Hacı Mustafa şunları anlatmaktadır:
“ Bu milletvekili Seyidov, genç, çalışkan, cesur bir Türk evladı idi. Bir Türk’ün burnunun kanamamasına çalışırdı. Hatta çarşılarda gezerken bir Ermeni bir Türk’e en ufak bir harekette bulunduğu vakit bu Ermeniye karşı koyar, bağırır ve söylerdi ki, “ Şark’taki Büyük Türkistan, Kafkasya,Azerbaycan buradaki Türk kardaşlarına sahiptirler.”
Devamlı bir surette Türklerin ittifak içinde olmaları gerektiğini, bu yapılmazsa Müslüman – Türk halkın büyük zarara uğrayacağını anlatan Azerbaycan heyeti, halkın aydınlatılması ve çocukların yetiştirilmesi amacıyla Erzurum’da okulların açılması girişiminde de bulunmuşlardı. Hatta, ilk, orta okullarının ve lisenin açılması halinde, bütün masrafların Cemiyet-i Hayriye tarafından karşılanacağını bildirmelerine rağmen, bu teklif ne Ruslar tarafından, ne de şehirdeki bazı “gericiler” tarafından kabul edilmemiş, okulların yerine birkaç adet medrese ve çeşitli tarikatlara mensup tekkeler açılmış, bunların başları da dini lider sayılmıştı. Diğer dini teşekküller gibi tekkeler de Ruslar tarafından büyük himaye ve teşvik görmüştü.
Zaten, Cemiyet temsilcilerinin halkı teşkilatlandırma ve uyanık tutma faaliyetleri gerek Ermeniler, gerekse Ruslar tarafından hissediliyor ve bu durumdan rahatsız oluyorlardı. Ruslar, halkın uyanmamasına büyük önem veriyordu. Halka hoş görünmek için, Rus idaresinin, Müslümanların dini vecibelerini yerine getirmelerine çok önem verdiğini göstermek istiyorlardı. Hatta elleri kırbaçlı polislerini Cuma günleri şehirde dolşatırarak, halkı zorla camilere sevkediyorlardı. Dini kıyafet giyen kişilere dokunmuyor ve onlara serbest gezmek için kartlar vererek hürmetkar görünmeye çalışıyorlardı. Ayrıca Belediyenin Ramazan günlerinde top atmasına da izin veriyorlardı. Müslüman halkın bir çoğu bu davranışları Rusların İslam dinine olan hürmetlerine bağlıyor, hatta gizli İslam dininde olan Rus generallerin mevcudiyetinden bile bahsediyorlardı. Papazların en büyük amirlerinin de gizli din taşıdıkları, fakat maddi düşünce ile Müslümanlıklarını belli etmedikleri propagandası yapılıyordu.
Bu sırada Erzurum’un hakiki din adamları, vaizleri ve imamların birçoğu muhacir olup, şehirden gittikleri için buların yerlerini alan, eğitimsiz ve cahil kişilerin kendilerini halkın mümessili olarak gördükleri ve halkı yanlış yönlendirdikleri görülmüştür.
Rusların bütün bu halkı uyutma ve uyuşuk tutma çabalarına karşılık, Cemiyet temsilcilerinin Türklerin birlik içinde bulunmaları ve düşmanlarına karşı uyanık olmaları için çaba göstermesi üzerine, Ruslar tarafından Cemiyet temsilcilerine karşı bir anti propaganda başlatılmıştı. Rusların etkisiyle, halktan bazı kişiler Cemiyet temsilcilerinin şii mezhebinden olduklarını, Şiiliği yaymak için geldikleri, hatta getirdikleri gıda maddelerini bile yemenin günah olduğunu yayarak, Türkçe, gazete ve kitapların okunmasını yasaklamışlardı.
Refik Savaşçı, Erzurum halkının kendilerine yardım için Azerbaycan’dan gelen Türkler’e karşı tutumları hakkında şunları anlatmaktadır:
“Halk o zamana kadar ne Azerbaycan diye bir memleket ve ne de Azeri Türkü diye bir şey işitmişti. Bunlara şüpheli gözlerle bakıyordu. Azerbaycanlı gençler güler yüzlü, tatlı sözlü insanlardı. Kendilerinin kim olduğunu halka anlatmaya çalışıyorlar, rastgeldiklerine ihtiyar genç kim olursa olsun selam veriyor, hatır soruyorlardı.”
Bu sırada Ermeniler de Cemiyet-i Hayriye temsilcilerine karşı düşmanca bir tavır içinde bulunuyorlardı. Türklere her fırsatta saldırmaktan geri durmayan Ermeniler, Cemiyet-i Hayriye temsilcilerinin Türk ahaliyi korumaları ve Ermenilere karşı, onların haklarını savunmasından rahatsız oluyorlar, Türkler arasındaki bu yardımlaşmayı önlemek istiyorlardı. Hatta bu yüzden Cemiyet temsilcileri özellikle de Seyidov, Ermeniler tarafından artık istenmeyen kişi olmuştu. Ermenilerin Cemiyet temsilcilerine karşı tavırları hakkında Kantarcızade hatırlarında şunları yazmaktadır:
“Seyidov, bir günde çarşı, mahallatı yüz defa gezer, halkın istirahatini temin için çalışırdı. Seyidov’un bu hareketinden böyle halka iane getirip dağıtılmasından, İslam milletinin birbirlerine yardım etmesinden, çarşı ve mahallatı gezip ufak ufak teftişinden Ermeniler hoşnut değildiler. Yavaş yavaş kuşkulanmağa başladılar. Ellerinden gelse bir an evvel bu adamı parça parça edeceklerdi. Lakin korkuları da yok değildi. Ermenilerin bazıları Seyidov’a Taşmağazaları çarşısında gözümün önünde hücum etmek, silaha davranmak istedilerse de, Seyidov göğsünü açarak kabara kabara Ermenilere söyledi ki: “ Ben bir tek adam, bana karşı gelmek, hatta Erzurum’da Türk kardaşlarıma ve bana ufak bir hareketiniz sonra sizin başınıza gelen felakettir. Güneşin doğduğu tarafa bakın oradan yüz milyon İslam tarafından sadaya karşı perişan olursunuz.” der bağırırdı.
4/3/2009 · Kategori: Makaleler
I. DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA AZERBAYCAN TÜRKLERİ’NİN
ERZURUM AHALİSİNE YAPTIĞI “ KARDEŞ KÖMEĞİ”
( YARDIMLARI ) - 2
Betül ASLAN*
Erzurum’da Rus işgali devam ederken bu arada, Rusya’da önemli gelişmeler olmuş, 1917’DE Petersburg ve Moskova’da meydana gelen olaylar, Çarlığın çöküşünü hazırlamış ve Bolşevikler idareyi ele geçirmişlerdi. Bu durum üzerine Rus ordusunda da bozulmalar başlamış, cephedeki Rus askerleri geri dönmeye başlamışlardı. Bütün bu olumsuzluklar üzerine Rus Kafkas ötesi komutanlığı Türklere mütareke teklif etmek zorunda kalmıştı. Türk ve Rus temsilcileri Erzincan’da 15 Aralık 1917’de bir araya gelerek mütareke maddeleri tesbit edilmiş ve 18 Aralık’ta mütareke imzalanmıştı. Bu mütareke ile çekilmeye başlayan Rus ordusu bölgeyi Rus topçusu ve subayları yönetiminde Ermenilere bırakıyorlardı.
31 Aralık 1917’de Doğu Anadolu’dan çekilmeye başlayan Rus Ordusu’nun yerini çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu birlikler almış ve Erzurum, Türk ordusunun ileri harekatı üzerine Erzincan’dan çekilen firari Ermenilerle dolmuş idi. Erzurum halkı büyük bir tedirginlik içindeydi. Çünkü Ermeniler açıktan açığa saldırılara başlamışlardı. Türkleri gördükleri yerde öldürüyor, dükkanlarına, evlerine girip yağma ediyorlardı.
Bu sonu gelmeyen saldırılar karşısında Cemiyet-i Hayriye temsilcileri Ermeni saldırılarına karşı Erzurum ahalisinin silahlandırılması gerektiğine inanıyorlardı. Bu amaçla Seyidov, Erzurum’un ileri gelen ve nüfuzlu kişilerinden Belediye Reisi Hakkı Paşa, Hoca Ahmet Efendi, Komiser Küçük Ali Efendi, Hafız Davut Bey ve diğer birkaç kişiden oluşan oniki kişilik bir heyetle Erzurum’da bulunan Rus Müstahkem Mevki Komutanı’na müracaat etmişlerdi. Heyet, Rus komutanından, Ermenilere silah verilmemesini, bu mümkün değilse, kendilerini korumak için Türklere de silah verilmesini ve Ermeni taşkınlıklarının bir an önce önünün alınmasını istemişti. Komutan bu talebe; Rus kanunlarının, Rus vatandaşlarının haricindekilere silah vermeyi yasakladığını, bu yüzden Türklere silah veremeyeceğini, yalnızca Cemiyet-i Hayriye temsilcilerine ( Bunların da Rus tebası olması sebebiyle) silah verebileceğini bildirmiş, fakat Ermenilerin yaptıkları mezalime karşı herhangi bir tedbir alacakları konusunda bir şey söylememiştir. Heyet, Ruslardan yalnızca Cemiyet-i Hayriye temsilcileri adına verilen 50 silahı alabilmişti.
Rusların, Ermeni saldırıları karşısında herhangi bir tedbir almayacakları ve Türklere de silah verme niyetlerinin olmadığı anlaşılınca, Seyidov ve heyette bulunan Erzurumlular kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiği düşüncesiyle Ermenilere karşı şehirdeki silahları ele geçirmek üzere bir hareket yapılmasına karar verdiler. Bu hareket için önce şehir dahilideki Müslüman halkın elinde bulunan silah miktarını tesbit etmek gerekiyordu. Bu iş Cemiyet-i Hayriye’nin temsilcileri ile birlikte çalışan Zakir Bey’e verildi.
Zakir Bey, bütün mahalleleri, ev ev dolaşarak hem Cemiyetin vermiş olduğu erzak ve giyecekleri dağıtmış, hem de herkesten evlerinde silah bulunup bulunmadığını öğrenerek bunları teker teker kaydetmişti. Sonuçta; Erzurum’da 600 kadar silah bulunduğu tesbit edilmişti. Bu tesbitten sonra, 16 Şubat 1918’de Seyidov ve Zakir Bey’in de bulunduğu 13 kişilik heyet, Cemiyet-i Hayriye’nin şubesinin bulunduğu Hacı Hayri Efendi’nin evinde toplanarak yapılacak işleri kararlaştırmışlardır.
Buna göre Seyidov’un daha önce yaptırıp Cemiyet’in binasında sakladığı 6 el bombasından üçünü Seyidov ve üçünü de Seyidov’un yardımcılarından Abdülmabud alacaklar ve Abdümabud, Gez mahallesindeki Ruslara ait harp malzemesinin saklandığı kayık anbarına giderek, oradaki nöbetçileri bombalarla imha edecek, bomba gürültüsü işitecek olan Gez, Murat Paşa, Yoncalık, Dere Mahallelerinden silahlı Müslümanlar hemen oraya koşacak kayık ambarını zaptederek diğer ahaliyi de silahlandıracak ve Gürcükapısı’na doğru yürüyeceklerdi.
Aynı saatte Seyidov, elindeki bombaları Çifteminareler karşısındaki Ermenilere karakol vazifesi gören bir kahveye atacaktı. Bu sesi işitecek olan Hasanbasri mahallesi ahalisinden dörtyüz kişi, ikiyüz baltalı, ikiyüz silahlı olarak silah deposu vazifesi gören Camiikebir’e ve Durmuş Paşa Camiine hücum edecekler ve orada silahlandıktan sonra onlar da Taşmağazalar yolu ile Gürcükapısı’na ineceklerdi.
Bu plan uygulanabilirse, Erzurum’da Ermenilerin yapacakları katliamların önüne geçilebilecekti. Fakat bütün bu çalışmalara rağmen, planı önceden haber alan Ermeniler derhal harekete geçerek şehir içinde her yerde Türk halka saldırılarını artırmış ve planın uygulanmasına engel olmuşlardı.
Seyidov ve arkadaşları gittikçe artan Ermeni saldırıları karşısında, Türk halka devamlı olarak birlik içinde bulunmalarını yoksa Ermenilerin bu durumdan faydalanarak Türkleri katledeceğini söylüyor ve Erzurumlularla birlikte bu mezalime karşı durmanın yollarını arıyordu. Bu amaçla, Erzurum Türk halkının uğradığı mezalimi ve çektikleri sıkıntıları sık sık Tiflis’deki başmerkeze bildirerek Cemiyetten yardım istiyordu. Bu yardım istekleri üzerine Tiflis’te bulunan “Tiflis Müslüman Milli Komitesi”de Ermeni Milli Şurası’na başvurarak, Rusların Türkiye’den almış olduğu yerlerde özellikle Erzincan, Erzurum, Bayezid ve diğer yerlerde Ermenilerin Türk halka mezalim yaptıkları, bunun önüne bir an önce geçilmesi için, gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek, bu kötü durumun Kafkasya’da her iki millet arasındaki ( Azerbaycan – Ermenistan ) münasebetlere de kötü etki edeceklerini bildirmişlerdi.
Türk ordusunun Erzurum’a yaklaştığı bu tarihlerde Ermenilerin Müslüman halka karşı saldırıları daha da artmış ve bu sırada şehre Ermenilerin meşhur çete reisi Antranik kumandasında bir müfreze yerleştirilmişti. Antranik’in gelmesinden sonra durum daha da kötüleşmiş, Ermeniler şehrin birçok yerlerinde hapishaneler tesis ederek, şehirdeki Türklerden ele geçirdiklerini buralara doldurmuşlardı.
Bu sırada belediye binasına yerleşmiş bulunan Antranik de, emellerini bir an önce gerçekleştirmek ve Erzurum halkını toptan katletmek amacıyla planlar kuruyordu. Antranik Erzurum’da bulunan Rus Topçu Komutanı Çiçeri ile anlaşarak bir plan yapmışlardı. Buna göre, Erzurum Türk halkı silah verileceği bahanesiyle bir yere toplanacak ve burada toplu halde Ermeniler tarafından katledileceklerdi. Bu maksatla Şubat 1918 ortalarında, Rus Komutanı, içlerinde Seyidov’un da bulunduğu Belediye Heyeti’ni çağırarak; kendisinin şehirden gideceğini bu nedenle ellerinde bulunan silahları, kendilerini Ermenilere karşı müdafaa etmek için Türklere vereceğini, fakat bunun için bütün Türk halkının eksiksiz olarak İstanbul Kapısı’nda Numune Hastanesi’nin yanındaki talimgahda toplanmasının gerektiğini bildirmişti.
Seyidov’un da dahil olduğu Belediye Heyeti Rus komutanının yanından ayrılarak, aralarında görüşme yaptıktan sonra, silah verilecek mevkinin çok tehlikeli bir yer olduğu, bu nedenle de silahların başka bir şekilde Türklere verilmesi konusunda karara varmış ve tekrar Rus komutanının yanına gitmişlerdir. Heyet, Komutana, Şehrin her tarafında Ermenilerin Türkleri, gördükleri yerde öldürdüklerini, hal böyleyken evlerinden silah almak için gösterilen mevkiye gelecek olan Türklerin, yollarda Ermeniler tarafından katledileceğinin kesin olduğunu, ayrıca halk bu mevkiye gelmeyi başarsa bile, burasının boş bir düzlük olduğunu, halkın burada çok kolay katledilebileceğini söyleyerek, silahların Türklere başka bir şekilde dağıtılmasını istemişler ve şu teklifi sunmuşlardı: Öncelikle Rus komutanlığı Ermenilerin her tarafta silah atmalarını yasak edip, kendi askerlerini şehirde belirli noktalara yerleştirerek emniyeti sağladıktan sonra, her mahallenin muhtarı arabalarla gelip silah dağıtılacak yerlerden bu silahları alarak kendi mahallesindeki halka dağıtmalıdır.
Belediye heyetinin bu teklifi Rus komutan tarafından kabul edilmemişti. Bu teklifin kabul edilmemesi belediye heyetinin ne kadar yerinde bir karar verdiğini göstermişti. Seyidov ve Belediye heyetinde bulunanlar eğer bu şekilde davranmayıp halkı Rus komutanının istediği yere toplasalardı, Erzurum halkı çoluk, çocuk toplu bir katliama uğrayacaklardı. Kantarcızade Hacı Mustafa, Türk Ordusu Erzurum’a girdikten sonra şehirde katliama uğrayan ahaliyi tesbit için çalışmalar yapılırken, bir binanın kapısında asılı Antranik imzalı şu yazıyı bulduklarını kaydetmektedir:
“Ey Belediye Heyeti siz eğer muvafakat etmiş olsa idiniz, İstanbul Kapısı’nda talimgah mevkiine eğer halk gelmiş olsa idi, Türk’ün Erzurum’da bir tek halkı kalmayacak ve alacağımız intikamımız Ermeni tarihine yazılacaktı. Sebep siz oldunuz. Şimdi siz burada yatınız. Ben yarın yine sizden intikam almağa Hasankale’ye gidiyorum.”
Antranik, Cemiyet-i Hayriye temsilcileri ile Belediye heyetinin halkı uyanık tutup, onları yönlendirdiğini ve bu yüzden de kendi planlarını tam anlamıyla fiiliyata geçiremediğini görünce, bunları ortadan kaldırmaya karar vermişti.
Bu maksatla Belediye heyetinin toplanmasını ve kendisi ile görüşmeye gelmelerini istemiş, bunun üzerine Belediye Reisi Hakkı Paşa, Baş Katip Ahmet, Belediye azalarından Hacı Kazım, Hoca Ahmet, Tevfik ile Hafız Davut, Haşmet, Komiser Ali, Narman mahallesi imamı Ziya, Kabe mescidi imamı Mehmed Molla, Ağazade Tevfik, Hoca İbrahim Efendi ve Cemiyet-i Hayriye temsilcileri Seyidov ve Abdülmabud toplanarak hep birlikte Antranik’in yanına gitmişlerdir.
Antranik’in bulunduğu binaya üzerlerindeki para ve ne varsa her şeyleri alındıktan sonra içeri alınan heyet, Antranik’e Ermenilerin Türklere karşı yapmış oldukları mezalimi anlatmışlardı. Antranik heyete, onları Trabzon’daki Sulh Konferansı’na katılmak üzere ve sulhun bir an önce yapılmasına tesir etmeleri için Trabzon’a göndereceğini bildirmiştir. Bu durumdan şüphelenen heyettekiler, bir an önce oradan ayrılmak bahanesiyle, evlerine gidip hazırlık yapmaları için izin istemişler, fakat Antranik bütün ihtiyaçları kendisinin karşılayacağını söyleyerek heyetin ayrılmasına izin vermemiştir.
Bundan sonra heyettekileri zorla ve bir sıra halinde binanın kapısı önüne dizdiren Antranik, dışarıda bulunan halka hitaben şunları söylemiştir: “İslam ve Hristiyan birdir. Bir çocuğun bile burnunun kanamasını istemiyorum. Ben hükümetin emri ile mevkii müstahkem kumandanı oldum. Mühasama nihayet bulmuştur. Artık aramızda bir dostluk tesis edilmiştir. Emelim adalettir. Ahali müsterih olsun, dükkanlar açılsın korkulacak bir şey kalmamıştır.”
Antranik’in bu şekilde davranmasının amacı şuydu: Halk Belediye heyetindekilere güveniyordu ve onların verdiği direktiflere göre de evlerinden ve gizlendikleri yerlerden dışarı çıkmıyordu. Fakat Antranik, Belediye heyetindekileri, kendi binasının önünde ve herkesin görebileceği şekilde bulundurarak, artık dostluğun kurulduğunu ve bu nedenle de herkesin dışarı çıkmasını, dükkanlarını açmasını istiyordu ki, bundan sonra Türk ahaliyi rahatça katledebilsin.
Artık kendilerine yol gösterecek Belediye heyetinin de bulunmaması dolayısıyla Antranik’in sözlerine inanan bir çok kişi çarşılara çıkıp dükkanlarını açtılar. Bunu fırsat bilen Ermeniler rastladıkları Türkleri toplamaya başlayarak şehrin birçok yerinde hapishane olarak tesis ettikleri kışlalara, büyük evlere müstahkem yerlere, istasyon civarındaki barakalara doldurdular. Halbuki Belediye heyetinin almış olduğu karara göre halk hiçbir surette evlerinden çıkmayacaktı. Cemiyet-i Hayriye temsilcisi Seyidov’un da birlikte olduğu Belediye heyeti de Ermeniler tarafından o zamanki Rus kilisesinin karşısında bulunan bir binaya götürülerek hapsedilmişlerdi.
Bundan sonra Türk Ordusunun iyice yaklaştığını anlayan Ermeniler hastahane ve diğer binalara doldurmuş oldukları Türkleri yakmaya başlamışlar ve Ermenilerin bu katliamından, şehirden topladıkları Türkler ve Belediye heyeti de dahil kurtulan olmamıştır.
Rus ordusunun çekilmesi sırasında onlarla Azerbaycan’a dönmeyip Erzurum’da Türk kardeşlerine yardım etmek amacıyla kalan ve bunun için de her fedakarlığı göze alan Cemiyet-i Hayriye temsilcisi Seyidov ve arkadaşları da Ermeniler tarafaıdan çok feci bir şekilde öldürülmüşlerdir. Aynı akıbete uğramaktan son anda kurtulan ve Belediye heyetinde bulunan Hoca İbrahim Efendi, Erzurum’daki katliam ve Belediye heyetinin ölümü hakkında şunları söylemiştir:
“… Ermeniler sırf benim mahallemden 15 haneye girmişler, bu hanelerde ele geçirdikleri 45 kişiyi kılıç ve baltalarla katletmişlerdir. Tiflis’e götürüldüklerini sandığımız Belediye reisi Hakkı Paşa’yı, arkadaşlarını ve o koca hastahaneyi dolduran masum halkımızı onar onar götürdükleri kabristan aralarında türlü işkencelerle katletmişler vakıa bu maktülleri ben de gördüm…”
Bu sırada Erzurum’a yaklaşan, Kazım Karabekir komutasındaki Türk ordusu 11 Mart 1918 sabahı güneş doğmadan ileri harekete başlamış, bir gün süren çarpışmalardan sonra 12 Mart 1918’de Erzurum’a girmiş, böylece Erzurum halkının iki yıl süren esaret hayatı da sona ermiştir.
İşte Anadolu halkının bu sıkıntılı günlerinde, onlara kardeş elini uzatan Azerbaycan Türkleri ve bu maksatla buralara göndermiş olduğu Cemiyet-i Hayriye temsilcileri, Türk kardeşlerine yardım için ellerinden gelen her yardımı yapmışlar. Hatta Seyidov ve arkadaşları gibi birçoğu bu uğurda canlarını feda etmişlerdir.
KAYNAK: ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ DERGİSİ, SAYI:6, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ BASIMEVİ, ERZURUM, 1996,s. 161-178.
4/3/2009 · Kategori: Makaleler
ERZURUM VE ÇEVRESİNDE ERMENİ MEZALİMİ
Enver YAŞARBAŞ
….
Ruslar 20. Asrın başlarında Osmanlı’yı parçalama ve yok etme planlarını uygulama safhasına koyarken, kendilerine maşa olarak bir taraftan senelerce beslediğimiz Rumlar’ı, diğer taraftan büyük makamlara getirdiğimiz Ermeniler’i kullanma yolunu seçtiler.
1.Dünya Savaşı’nın, kalemin kılıca ihanet etmesi sonucu, ağır bilançosu Osmanlı’nın sırtına vuruldu. Zorla imzalattırılan Mondros Mütarekesi’nden sonra mütareke hükmü gereğince ordumuz terhis edilince, Ruslar Ermeniler’in ellerine silah verip, Anadolu’yu Müslüman Türk’ten tahliye etmeleri için emir ve direktifler vermeye başladılar. Onlara kendileri için bir Ermenistan Devleti kurduracakları vaadinde bulundular. Bu aldatmacalı vaadler Rusya’nın asıl gayesi sıcak denizlere inmek için Osmanlı’nın elinde bulunan Doğu Anadolu’yu ele geçirmek politikasından kaynaklanıyordu.
Osmanlı ordusunun büyük bir kısmının terhis edilmesi sonucu içte asayişin temin edilememesi üzerine Ruslar’dan yüz alan Ermeniler ellerine verilen silahlar ile Müslüman Türk insanına karşı amansız saldırıya geçtiler. Daha önceleri kurulan Hınçak ve Taşnak Ermeni komitelerinin aldığı karar sonucu Anadolu’da büyük bir katliama başladılar. Bu katliam o kadar büyük ve vahşice işlenmiş bir cinayetler dizisidir ki, bizim ne dilimiz ne de kalemimiz bunu tarif etmeye asla güç yetiremez. Ama bir kısmını kısaca anlatmak, yine Ermeni canilerin vahşi ruhlarındaki Türk düşmanlığının varlığını ispata kafidir.
Yağ Akıyor
Erzurum eşrafından çamaşırcı rahmetli Sırrı bey yaşlılık ve yüksek rakımdan dolayı hastalanıp, yatağa düşmüş yatıyordu. Kayınpederimin senelerdir komşusu olduğundan dolayı bayram ziyaretlerinde görüşürdük. Bunun için hemen kendisini ziyarete gitmiştim. Bana daha önce söylememe rağmen görevimi sordu. Ben de tarih hocası olduğumu söyledim. O zaman gözlerini iyice açarak bana şöyle seslendi:
“ Bak Enver Bey, ben Ermeniler’in Erzurum’u işgal edip, milleti asıp kestiği zaman epey büyük çocuktum. Bu merhametsizlerin şerrinden korkup gündüzleri saklanıyor, geceleri hısım akrabayı dolaşıp, ya saklanacak bir yer ya da bir parça yiyecek ekmek arıyordum. Mart 1918 başlarında Tahtacılar’a doğru bir gece giderken burnuma öyle bir koku geldi ki, genzim sızlamaya başladı. Burnumu tutarak az daha ilerleyince yarım doğmuş ayın ışıklarının üzerine vurduğu sıvı bir şeyin aktığını gördüm. Eğilip bakınca yağ olduğunu anladım. Aktığı tarafa gidip, çeşmenin olduğu sokağa döndüm. Koku iyice arttı. Kendimi zor tutarak o sokağa baktım. Bir yangın yerine ilişen gözlerim ateş arasındaki insan cesetlerini seçti. O zaman anladım ki bu insanlar yakılmışlar. Ağlayarak ve kendimi zor tutarak hemen oradan uzaklaşıp Ali Paşa mahallesindeki dayımgile doğru arka yoldan koşmaya başladım. Bu esnada bazı silah sesleri ve insan haykırışları duyuyordum. Bu şüphesiz Ermeniler’in sürüp ya evlerinden çıkardıkları veya yakalayıp öldürdükleri veya dışarıda kalmış olup da yakalananların feryatlarıydı. O geceyi asla unutmam. Bunu ben öldükten sonra yeri gelince , icap eden yerde ve meseleyi konuşmaların arasında anlat” dedi.
Bu vahşetin tanığı, bu muhterem insanın hatırasını bende sizlere naklettiğimden dolayı son derece bahtiyarım. Allah rahmet etsin.
…
Ermeniler’in Hilesi
Erzurum’un 18 km kuzeyinde Umudum dağlarına sırtını veren Arzıtı ( Yeşilyayla ) köyü Ermeni katliamına sahne olan meskun mahallerden biridir. Bir mereğe doldurulup yaktıkları insanların kemikleri 1988 yılında yapılan kazı sonucu ortaya çıkarıldı. Yaşayan büyüklerden hala o kanlı günleri hatırlayanlar, ağlamaktan kendilerini bir türlü alamıyorlar. Merhametsiz Ermeniler’in karnına soktukları süngüleri, havaya atıp kasaturaya geçirdikleri çocukları anlatırken hep gözleri yaşlarla doluyor. Abdest almaya giden ihtiyarları vurup öldürerek, cenazesini kara gömen, evinde bekleyen karısına ise “ Bekle kocan baharda gelecek” diyerek alay eden bu kukla ve maşa canileri hep nefretle anıyor ve kızgınlıkların üstüne tekrar gözyaşı dökerek içlerindeki ateşleri böyle söndürüyorlardı.
Bu köyün halkından olup kendisiyle 20 yıl önce ( Hazırlayanın Notu: yazının yazılma tarihi tahminen 1990 veya 1991 dir ) görüştüğüm Mehmet amca toplanmış oturarak sohbet eden ve her nasılsa Ermeni mezalimi konusuna değinilince kendisine söz sırası geldiği vakit konuşan bu ihtiyar o zamanı yeniden yaşarmışçasına tarif ediyordu:
“ Bir gün Ermeni subayı yapılmış bizim köylü Horsov atı ile gelerek köy içinde bir müddet dolaştı. Çeteci diğer Ermeniler’i birer birer yanına topladı. Hep beraber köyden çıkıp atlarıyla gittiler. Bizlerde bu canilerin gitmesine son derece sevindik. Tabii o zaman her Müslümanın birbirinden haberi var. Köy muhtarı Recep Ağa’da o gün köyde yoktu. Aradan bir iki gün geçince bizim köylü Horsov’un adamlarından beş kişi köye geldiler. Ellerinde bir yazılı kağıt vardı. Bunu baş azaya vererek muhtar size gönderdi dediler. Aza Muharrem Ağa kağıdı okuyunca, yanındakilere, “Muhtar bizi çağırıyor, yol yapımı için çalışmak üzere yevmiyeli adam istiyorlar. En az kırk kişi alarak gelmemi bildiriyor. Hadi toplanın. Herkes büyük çocuklarını alarak yola hazır olsun.” dedi. Ben de o zaman 17 yaşımdaydım. Bu gidecek kervana katıldım. Mülk köyü tepesine gelince bize karşı bir yaylım ateşi başladı. Hepimiz bir tarafa yığıldık. Ben kurşunu ayağımdan alıp önce düşen Mustafa çavuşun altına düştüm. O ölmüştü. Bende ses çıkarmadan ölmüş gibi yaptım. Çeteciler gülerek “Bunların da işini bitirdik.” dediler. “ Hadi şimdi Sitavuk köyüne gidip deli Mehmet’i öldürelim.” deyip gittiler. O gün karanlık basınca yaralı ayağımla zor giderek, sabaha doğru köye kendimi zor attım. Beni anamgil sakladılar. Bir müddet sonra Osmanlı askeri gelince ve araştırma yapılınca gönderilen o adamlar ile cenazeleri bulundu. Muharrem Ağa’nın üstündeki kağıt ortaya çıktı. Bu kağıt öldürülen muhtarın üzerinden alınan mührünün basılarak sahte tertip edilmiş bir ihbarname ile, insanımızı tuzağa düşüren Ermeniler’in bir oyunu olduğu anlaşılmış oldu.
Şimdi katliamdan bahseden büyüklerimizi acaba dünya kamuoyu duyuyor mu?
…
KAYNAK: Enver YAŞARBAŞ; Erzurum ve Çevresinde Ermeni Mezalimi; Tarihi Erzurum Dergisi; Sayı:1; İstanbul Erzurumlular Vakfı Yayını ; İmaj Reklam; İstanbul, 1991, s. 15-17. ( Adı geçen makaleden alıntı yapılmıştır. )
4/3/2009 · Kategori: Makaleler
ERZURUM’DA KONSOLOSLARIN ERMENİ FAALİYETLERİNE ETKİSİ
Zühre İSMAİLHAKKIOĞLU
Erzurum’da Rus Konsolosluğunun Ermeniler üzerinde oldukça etkili olduğu bilinmektedir. Bu durum özellikle II. Meşrutiyet ilanından önce ve II. Meşrutiyetin ilanından sonra kendisini hissettirmektedir.
Erzurum'daki İngiliz Konsolosu Taylor, 19 Mart 1869 tarihli raporunda: “Erzurum'daki varlıklı Ermeniler... Türk tebaası oldukları halde Rus pasaportu almışlardır... Gizli gizli yürütülen
Rus pasaportu ticareti bu yörede pek yaygındır...” Bu durum o dönemlerden beri Rus Konsolosunun
faaliyetini gözler önüne sermektedir.
1895 yılına ait elimizde olan iki Osmanlı arşiv belgesinde İtalyan Konsolosluğunun Erzurum’da Daily News Gazetesi muhabiri ile birleşerek bir takım Ermenileri konsoloshaneye topladığını ve muhbirin yalan yanlış haberler ortaya attığını, daha sonra bu muhabirin oradan çıkarıldığını[1] yazmaktadır. Bu durum sonrasında Padişah’a arz olunmuştur[2] .
10 Mart 1907 tarihli Hariciye Nazırı’na ait diğer bir Osmanlı arşiv belgesinde sahneye Rus Konsolosu çıkmaktadır. Erzurum Rus Konsolosluğu diğer konsoloslukları da kışkırtarak (İngiltere Konsolosluğu gibi) Hükümetin idaresinden hoşnutsuzluk bahanesi ile Ermenileri isyana, mezhep ve tabiyyet değiştirmeye teşvik etmiştir[3] .
Başka bir Osmanlı belgesinde, Erzurum Rusya Başkonsolosu’nun bazı Ermeni köylerini Osmanlı vatandaşlığından çıkarması hususunda teşviklerinin olduğu görülmüştür[4]. Ayrıca Erzurum Valisi Nuri Bey’in şifreli telgrafında Bitlis vilayetindeki Rusya konsolosunun vatandaşlık talebinde bulunan Ermenileri kaydedip hane başına altmışar para verdiği de bildirilmiştir [5] .
II. Meşrutiyetle geniş hürriyet havasından faydalanan Taşnak ve Hınçaklar, 1908’i takip eden zamanlarda, Rusya’dan Türkiye’ye göç hareketlerini başlattılar. Kars Konsolosluğundan her hafta en az bin beş yüz pasaport verilerek bunlar Erzurum’a geldiler. Bir kısmı bu şehirlerde kalırlarken, diğerleri de Anadolu şehir ve kasabalarına hatta İstanbul’a göç ettiler [6] .
Erzurum İngiliz Konsolosu Monahan’ın İstanbul İngiliz Büyükelçisi Lowther’a yazmış olduğu raporda; 1905’li yıllarda terörist olup da Kafkaslardan yirmi ya da otuz Taşnak mültecinin Erzurum şehrinde olduğunun düşünüldüğü yazmaktadır. Bu kişilerin Erzurum’da bulunan Sanassarian Ermeni Okullarına öğretmen olarak tayin edildiği ifade edildikten sonra bu mültecilerin Rus başkonsolosluğu tarafından korunduğu bildirilmiştir [7] . İngiliz Konsolosunun dahi terörist benzetmesi yapmış olduğu Taşnakçıların Rus Konsolosu tarafından korunuyor olması ileride olabilecek büyük zulümlere destek niteliği taşımıştır
4 Ağustos 1909 tarihli Erzurum Valisi Mehmet Celal Bey tarafında Dâhiliye Nezaretine gönderilen mektupta Ermeni Kilisesi kapısına asılan bir etiketten bahsedilmiştir. Belgede yafta olarak isimlendirilen bu etikette Adana hadisesi de hatırlatılarak Pologenia Kanunu’nu kabul etmeleri tavsiye edilmiştir. Pologenia Kanunu, Ortodoksluk demektir ve Eçmiyazin Ermeni Katolikosluğu ile Rusya arasında birkaç yıl önce akt olunmuştur. Mehmet Celal Bey bu yaftanın Rusya General Konsoloshanesine pek yabancı olmadığını ima ederek General Konsolos Mösyö de Scriabin’in Ermenileri heyecanlandırıcı ve yanıltıcı bir lisanla konuştuğu zannı üzerinde durmuştur. Bu bağlamda uyanık olduklarını Dâhiliye Nezaretine ifade etmiştir [8] . Dâhiliye Nezareti’nin Erzurum Vilayetine gönderdiği şifreli telgrafta, inandırıcı deliller olmadığı için herhangi bir teşebbüsün olmayacağını ancak inceden inceye araştırmada bulunduktan sonra konsolosun yafta meselesinde yer alıp almadığının anlaşılabileceğini beyan edilmiştir [9] . Bu durum Osmanlı Hükümeti’nin meseleye itiyatlı yaklaştığının bir göstergesidir.
Bu iki belgenin devamında Hariciye Nazırı Rifat Bey’in Dâhiliye Nezareti’ne gönderdiği mektupta Rusya’nın Erzurum General Konsülotosu ikinci Kançı sıfatıyla istihdam edilen Mösyö Vichinsky’den bahsedilmiştir [10] . Mösyö Vichinsky vilayete yapmış olduğu seyahatin dikkatle izlenmesi gerektiği böylelikle delil elde edilebileceği ifade edilmiştir [11] .
Erzurum daha öncede Ermeni isyanlarına, katliam ve mezalimine, soykırımına sahne olduğu görülmektedir. Erzurum ve çevresinde çıkarılan isyanlarda, Ermeni Komiteleri kadar, bölgedeki Rus ve İngiliz Konsoloslarının da parmağı olduğu bilinmektedir [12] . İngiliz, Fransız, Alman ve Rus Konsoloslarının tercümanlarının ve diğer konsolos görevlilerinin Ermeni olduğu ifade edilmektedir.
KAYNAK : Zühre İSMAİLHAKKIOĞLU; 1908 1914 Yılları Arasında Erzurum’daki Ermeniler; Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı; Danışman: Yr d. Doç. Dr. Ahmet KOLBAŞI; Nisan 2007, s. 49-51. ( A.Y.K. Arşivi )
DİPNOTLAR__________________________
[1] B.O.A., İ.HUS., 35 / 1312 N–89, 30 N 1312.
[2] B.O.A., İ.HUS., 36 / 1312 L–015, 03 L 1312.
[3] B.O.A., Y.PRK.HR., 35/39, 25 M 1325.
[4] Osmanlı Belgelerinde Ermeni Rus İlişkileri 1907–1921, C. III, Haz: Recep Karacakaya, Aziz
Mahmut Uygun, Numan Yekeler, Seher Dilber, Mustafa Çakıcı, Ahmet Semih Torun, Kamil Akbulut,
Salih Kahriman, Ümmühan Ünemlioğlu, Vahdettin Atik, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel
Müdürlüğü, Yayın Nu: 80, Ankara: 2006, s. 9–10.
[5] Osmanlı Belgeler inde Er meni Rus İlişkiler i 1907–1921, s. 12.
[6] Konukçu, a.g.e., s. 730.
[7] FO, 371/1773, No. 30938; 424/239, No.50, p. 3234’ ten naklen Muammer Demirel, Er meniler
Hakkında İngiliz Belgeleri, s. 581.
[8] B.O.A., ZB. , 603/17, 1. belge 4 Ağustos 1909.
[9] B.O.A., ZB. , 603/17, 2. belge 16 Ağustos 1909.
[10] B.O.A., ZB. , 603/17, 3. belge 25 Ekim 1909.
[11 ] B.O.A., ZB. , 603/17, 4. belge 31 Ekim 1909.
[12] İsmet Binark, Er meniler in Tür klere Yaptıklar ı Mezalim ve Soykırımın Ar şiv Belgeleri, T.B.M.M.
Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayını, Ankara: 2001, s. 26
« Önceki ::